Makaleler

ABD Hegemonyasının Azalışı

ABD Hegemonyasının Azalışı:

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında Truman ve Marshall yardımları ile başlayan soğuk savaş periyodunda Amerika Birleşik Devletleri kurduğu ittifaklar ve yaptığı yardımlar ile dünyada kapitalist sistemi ayakta tutmayı başarmıştır. ABD özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyanın süper gücü olarak anılmıştır ve askeri ve ekonomik gücüne kimsenin yaklaşamayacağından herkes emindi. Bu durum Çin’in yükselişine kadar böyle de devam etti fakat konumuz Çin’den çok daha farklı. Konumuz 1970’li yıllardaki Çin’den bağımsız küresel değişim. Çin çok daha farklı açılardan ele alınılması gerekn bir ülkedir. Şimdi ABD hegemonyasının azalışı nasıl olmuş inceleyelim.

Hatırlayalım 1970’li yıllar ABD’nin süper güç konumuna korumasına rağmen hegemonik gücünün bir nebze de olsa azalmaya başladığı yıllardır. Tekrar etmek gerekir ki buna rağmen süper güç konumunu hiçbir zaman kaybetmemiştir.

Fakat 1970’li yıllar soğuk savaşın karakteristik dokusunun farklılık göstermeye başladığı yıllar olarak tarihe geçmiştir. 1969 yılında başlayan ve 1979 yılına yani SSCB’nin Afganistan’ı işgal edene dek geçen döneme Yumuşama Dönemi diyoruz. Bu yumuşama döneminin kutuplar üzerindeki etkileri çok yüksek olmuştur.

Avrupa Ekonomik Topluluğu:

Öncelikle Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun yani bugünkü adıyla Avrupa Birliği’nin temelleri İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra atılmaya başlanmıştır ve 1967 yılında AET’nin kurulması ile Avrupa Ülkeleri küresel ekonomik güç olarak dünya pazarına sağlam bir giriş yapabilmiştir. Bunu söylerken Amerika Birleşik Devletleri’nin Marshall yardımlarını asla ve asla unutmamak gerekmektedir. ABD bir yandan Avrupa ülkelerini fonlarken diğer yandan da askeri güvenliklerinin sağlıyordu ve SSCB’ye karşı güçlü bir kapitalist bloku inşa etmek istiyordu. AET’nin, İkinci Dünya Savaşı’ndan büyük bir kayıp çıkmış ülkelerin barındığı bir topluluk olarak düşünürsek 20 sene içerisinde küresel bir güç haline gelebilmelerinin tek mantıklı izahının ABD’nin sistemi ayakta tutma gayretinin olduğu görülür. Sonuç olarak Yumuşama Döneminin başlangıcı ile AET’nin güçlü bir organizasyon olarak dünya pazarına girmesi aynı döneme denk gelmektedir ve çok kutuplu dünyanın sinyallerini vermektedir.

Japonya:

AET gibi bir topluluk olmasa da süreç olarak AET’ye çok benzeyen bir Asya örneğine sahibiz. Japonya ABD’nin nükleer silahla saf dışı bıraktığı ve uluslararası koalisyon tarafından yeni anayasaya zorlanan bir ülkedir. Savaştan harap bir vaziyette çıkan Japonya tıpkı Avrupa ülkeleri gibi 1970’li yılların başında dünya pazarına iyi bir ekonomik güç olarak girmeye başlamıştır. Yani Japonya da kendini onarmıştır ve kuvvetli bir ekonomik güç haline gelmiştir. Tabi AET örneğinde gördüğümüz gibi ABD’nin Japonya’ya sunduğu katkıları es geçmez analiz eksikliği olur. Japonya’nın liberal ekonomik sisteme sahip bir devlet olarak SSCB’nin Çin’in ve Kuzey Kore’nin arasında yapayalnız bırakmak ABD’nin Pasifik’te yok olması anlamına gelirdi. Asya’da kuvvetli bir liberal devletin varlığı kapitalist sistemin küresel ölçekte ayakta kalabilmesi için şarttı. Japonya bu sebeple çok önemlidir. Kaldı ki ABD 1980’li yıllarda Asya’da Kaplan Ülkelerini harekete geçirerek neo-liberal bir sistem içerisine onları dahil ederek Asya’daki pozisyonunu daha da korumuştur. Daha sonra da SSCB’nin dağılışıyla bu ideolojik problemler ortadan kalkmıştır ve sürecin G7 G8 gibi güçlü ekonomilerin var olduğu forumlar ve gruplar ile kalıcı devamı sağlanmaya başlanmıştır.

Bretton Woods Sisteminin Sonu:

1944 yılından beri altınla sabitlenmiş tek para cinsi olan dolar tüm ekonomik istikrararı sağlayan bir unsurdu. Diğer para birimleri de dolara endeksliydi. 1971 yılında ABD anlaşmadan çekildi ve dolarla beraber tüm para birimleri dalgalı kura geçti. Devletler para basmaya başladı ve ülkelerin para birimleri değer kaybetmeye başladı. Bu sebeple de 1970’li yıllarda her nesnede küresel bir pahalanma yaşanmıştır. En çok da petrol meselesi bu sistemin son bulmasından etkilenmiştir.

OAPEC Petrol Krizi:

Petrol krizinin iki büyük sebebi vardır. Birincisi Bretton Woods sisteminin sonlanması ile petrol ürecisi ülkelerin petrolden sağladıkları gelirin düşmesidir. Bu durumda üretici ülkeler petrol üretiminde azalmaya gitmiştir ve petrol fiyatlarında artış yaşanmıştır. Diğer sebep ise Yom Kippur Savaşı sırasında ABD’nin ve İsrail’e destek veren diğer ülkelerin OAPEC’in yani Petrol Üreticisi Arap Ülkelerinin ambargosuna maruz kalmasıdır. Bu iki sebep 1970’ler petrol fiyatlarının aşırı pahalanmasına ve ABD ve Batı ülkelerinin petrol ambargosu yemesine sebep olmuştur. Bu durum da ABD’nin hegemonyasının azaldığını gösteren olaylardan biridir. Bretton Woods sisteminin sonlandırılması ile 1980’li yıllara kadar dünya ekonomisi aşırı pahalılıkla, enflosyanla ve farklı zorluklarla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Tabi bundan en fazla etkilenen ise ekonomisi gelişmemiş veya pamuk ipliğine bağlı ülkeler olmuşlardır.

1973 petrol krizi, Ekim 1973’te Arap Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü üyelerinin petrol ambargosu ilan etmesiyle başladı. Ambargo, Yom Kippur Savaşı sırasında İsrail’i desteklediği düşünülen ülkeleri hedef aldı.

İran Devrimi ve ABD Hegemonyasının Azalışı:

İran Devrimi soğuk savaş zamanı dışında gerçekleşen bir devrim olmuş olsaydı belki etkileri o döneme göre çok daha az olabilirdi ama soğuk savaş döneminde gerçekleşen bir İran Devrimi ABD’nin müttefiklerinden birini SSCB’ye karşı kaybetmesi demekti. Şahlık İran’ı kuvvetli bir ABD müttefiki olduğu için devrim sonrası kurulan yeni yönetim SSCB’nin tarafında yer alacağı analiz gerektirmeyen bir meseleydi. İran’ın ABD’nin saflarından ayrılması demek Orta Doğu’da SSCB etkinliğinin artması demekti. Böylelikle ABD’nin Orta Doğu’daki hegemonyası zarar görmüş oldu ve ABD bu eksikliği Irak ile kapatmaya çalıştı.

İran Devrimi Şah Muhammed Rıza Pehlevi ve hükümetinin yerine ayaklanmadaki gruplardan birinin lideri Büyük Ayetullah Ruhullah Humeyni yönetiminde bir İslam cumhuriyeti getirilmesi. Devrim, çeşitli İslamcı ve sol örgütler ve öğrenci hareketleri tarafından desteklendi.

SSCB’nin Afganistan’ı İşgali ve ABD Hegemonyasının Azalışı:

İran Devrimi’nin yaşandığı sırada SSCB’nin Afganistan’a girmesi ve Asya’nın göbeğinde bir otorite kurması ABD’nin küresel gücünü zayıflatan bir hamle oldu. SSCB ekonomisinin çöküşündeki en önemli faktörlerden biri olarak Afganistan’ın işgali gözükse de o dönem içerisinde bu durum ABD’nin hegemonyasını da zayıflatmıştı.

Sonuç:

Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’daki Marksist hükûmetin daveti üzerine Afganistan’a girerek, İslamcı mücahitlere karşı savaştığı 9 yıl süren bir savaştır. Hindistan savaşta Afgan hükûmetine destek vermiştir. Mücahitler ise Amerika Birleşik Devletleri, Suudi Arabistan, Pakistan, Çin gibi bazı ülkelerden yardım almışlardır. Bu savaş Soğuk Savaş’ın ve Hindistan-Pakistan mücadelesinin bir uzantısı sayılabilir.

Tabi bütün bu süreç 15 senelik bir zaman dilimini kapsadı ve SSCB’nin dağılışından sonra ABD’nin daha doğrusu kapitalist sistemin nihai zaferi ile ABD başta olmak üzere kapitalist sistemin büyük savunucuları konumundaki Batı Avrupa ülkeleri küresel güçlerini korumaya ve arttırmaya devam ettiler. Bu aslında bir ülke meselesi değil. Bu bir sistem meselesidir. Çünkü görüyoruz ki Çin 1975’ten sonra uygulamaya başladığı ekonomik reformlar ile 30 sene içerisinde dünyanın yükselen bir gücü haline geldi. Kıtlıkla mücadele eden Çin bugün ABD ile yarışır haldedir. Kapitalist sistem sermaye sahiplerini güçlü tutar ülkeleri değil. Hangi ülke sistemin kurallarına göre oyununu oynar ve sermaye sahiplerinin güvenliğini sağlarsa o ülke küresel bir güç olma yolunda emin adımlarla ilerler. Dünyanın en büyük ekonomilerinin siyasal ve ekonomik değerleri ile uyumlulukları buna birer örnek niteliğindedir. Tabi halk refahı konusunu bir kenarı bırakırsak. Neye yarayacaksa…

Tarih Parkı

Tarih Parkı

Tarihte barınmış her şey..

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın