Makaleler

Japonya 20. Yüzyıl Genel Değerlendirmesi

Japonya Tarihi

Japonya ile ilgili ilk bilgileri 2000 yıl öncesindeki Çin yazılı metinlerinde görüyoruz. O tarihlerden itibaren İmparatorluk çatısı altında Şogunluklar ve Daimyolar ile yönetilen Japonya ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hanedan yönetimine son vermiştir ve parlamenter sisteme geçmiştir. 1868 yılına kadar askeri hanedanlıklar olan Şogunluklar ile yönetilen Japonya bu tarihten itibaren Japon İmparatorluğu olarak 1947 yılına kadar siyasi yaşamına devam etmiştir. Bu Şogunluklar Avrupa’daki derebeylik rejimi tarzında bir feodal sistemdir. İmparator da Avrupa’daki Kral’ın konumundadır. İmparatorluk Japonlar için her zaman çok kutsal ve saygıdeğerdir. Bugünkü milli marşlarının adı bile İmparator’un Saltanatı’dır.

1630 ile 1866 yılları arasında Japonya Sakoku ismiyle bir dış politika yürütmeye başlamıştır. Bu kelimenin anlamı Kapalı Ülkedir. Bu politika ile Japonya dış dünyadan tamamen soyutlanma çabası içerisine girmiştir. Hem ticari hem de siyasi anlamda bir soyutlanma çabası içerisinde olan Japonlar çok sıkı kurallar ile bu politikayı sürdürmeye çalışmışlardır. 1866 yılında Amerikalı Denizci Asker Matthew C. Perry’nin Japonya’ya gelişi ve ABD’nin zorlamaları ile ülke Batı ticaretine açılmaya başlamıştır. Bu zaman Japon İmparatoru Meiji Mutsuhito’nun gücünü toplayıp Japon İmparatorluğu’nu ilan ettiği dönemdir.

20. Yüzyılda Japonya

Japonlar, Japon İmparatorluğu çağında çok büyük bir militarist güç haline geldi. Öyle ki İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Asya’da hem Ruslarla hem de Çinlilere büyük savaşlara girmiştir ve büyük yıkımlara sebep olmuştur. Birinci Çin-Japon Savaşı, Rus-Japon Savaşı ve İkinci Çin-Japon Savaşı bunların en büyükleridir. Kaldı ki Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’ndan da eksik kalmamıştır.

1894 yılında Birinci Çin-Japon Savaşı ile Japonya bölgesel güç konumuna yükselmiştir. Bir yandan Avrupa’yı örnek alan Japonya sömürge gücü olarak yükselirken diğer yandan da bölgedeki kontrolünü arttırıyordu. Bu savaşla Çin’in bölgesel gücü azalırken Kore Çin boyunduruğundan kurtulmuş olup Kore İmparatorluğu kuruldu ve Japonya kendini bir güç olarak ispatladı. Fakat 1910 yılında Japonya Kore’yi işgal edecekti.

Sömürge İmparatorluğu Olarak Japonya:

1904-1905 yılllarında ise Rus-Japon Savaşı gerçekleşti. Bu savaşın tarih için önemi şudur ki ilk kez bir Asya Devleti bir Avrupa Devletini yenilgiye uğratmıştı. Japonlar böylelikle Asya’daki hakimiyetlerini arttırmış oldular ve Ruslar hem fiziksel hem de psikolojik güç kaybettiler.

Birinci Dünya Savaşı sırasında ise İngiltere’nin yardım çağırısı ve daveti üzerine savaşa dahil olan Japonya Almanya’ya savaş açmıştır. Savaşın kazanan tarafında olan Japonya gücüne güç katmaya devam etmiştir. Japonya’nın İmparatorluk zamanından beri yani 19. yüzyılın sonlarından beri stratejisi Çin üzerinde büyük bir hakimiyet sağlayıp bölgesel bir kuvvet olabilmektir. Ve Japonya bunu başarmıştır.

Japonya 1937 yılında Çin’in Mançurya bölgesini işgal etmiştir. Daha sonra İkinci Dünya Savaşı başlayınca ve ittifaklar kurulunca bu işgal İkinci Dünya Savaşı’nın bir parçası haline gelmiştir çünkü 1945 yılına kadar yani Japonya devre dışı kalana kadar savaş devam etmiştir. Japonların aynı zamanda ABD’ye 1941 yılının sonunda saldırmasıyla Pasifik Okyanusu tamamen bir savaş alanına dönmüştür. ABD’nin 1945 yılında 3 ay arayla Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atmasıyla Japonya tamamen devre dışı kalmıştır. Sovyetler Birliği de karayoluyla Japonları geri püskürtmüştür.

Bugün Japonya

Siyasi Yapı

Japonya Parlamenter Monarşi ile yönetilir ve çift meclisli bir yasama organına sahiptir. Ulusal Diet isimli yasama organı temsilciler meclisi ve danışmanlar meclisi olarak ikiye ayrılır. Toplamda 465 koltuk temsilciler meclisi için ve 245 koltuk da danışmanlar meclisi için ayrılmıştır. Temsilciler meclisi hükümetin feshi, başbakanın seçilmesi ve senatonun aldığı kararları reddetme gibi kritik yetkilere sahiptir. Bu da Japonya’nın yasama erkinin ne kadar kuvvetli olduğunu göstermektedir. Meclis başbakanı seçer ve yürütme erkini başbakan üstlenir. Japonya İmparatoru’nun ise yetkileri kısıtlıdır ve Japon İmparatoru tamamen geleneği, birliği ve beraberliği simgeler. Meclisin en güçlü partileri ise Japonya Demokratik Partisi ve Liberal Demokrat Parti’dir.

Ekonomi:

Ülke 47 idari bölümden oluşur ve Japonya üniter bir devlettir. Bir Adalar ülkesi olan Japonya Endonezya’dan sonraki en büyük adalar ülkesidir. 370 bin kilometrekare alana sahip olan Japonya’da 127 milyon insan yaşamaktadır. 5.7 Trilyon satın alım gücü ile dünyanın en büyük 4. büyük ekonomisidir. Buna karşılık kişi başına düşen milli gelir sıralamasında ise 24. sıradadır. Nüfus etkisi göz önünde bulundurulduğunda halk refahının ve devlet ekonomisinin gücünün birbiri ile çok tezatlık doğurmadığını söyleyebiliriz. Hatta halk refahının en yüksek olduğu ülkelerden biridir demek yanlış olmaz.

Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı ile beraber uğradığı yıkımın ardından bu denli büyük bir ekonomiye sahip olmasını Japon Mucizesi olarak isimlendirilmiştir. Japonya’nın bu başarıya gösterirken uyguladığı yöntem şudur. 1990’lara kadar Liberal Demokratik Parti tarafından yönetilen Japonya Keiretsu denilen büyük şirket grupları ile sürekli bir ortaklık halinde olmuştur ve yapılan yatırımlar ve atılan adımlar hem devlet tarafından garanti altın alınmıştır hem de Keiretsu’lar birbirlerine kredi olanakları sağlamış ve birbirlerine destek olmuşlardır. Kooperatif kelimesi bu durumu çok yansıtmasa da Liberal Demokratik Parti devlet ile özel sektörü büyük bir senkronize içine almıştır ve bugünkü Japonya’ya kavuşmalarındaki en etkili aktörler olmuşlardır.

Nükleer enerji, petrol, kömür ve doğalgaz başlıca enerji tüketim kalemleri olan Japonya’da yenilenebilir enerji alanında çok büyük çalışmalar ve yatırımlar yapılmaktadır. Çevre güvenliği ve hassasiyeti konusunda çoğu gelişmiş ülkeden çok daha fazla çalışma yapmaktadır.

Bugün aklımıza gelebilecek her sektörden en az bir küresel üne sahip marka Japon markasıdır. Bunların arasında Nissan, Honda, Toyota, Sony, Panasonic, Playstation, Mitsubishi Group, SoftBank Group gibi şirketler vardır. Japon ekonomisindeki bir kriz küresel ticareti ekonomiyi etkilemeye yetecektir.

Ordu:

Japon Ordusu ile ilgili ise durum biraz karışıktır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Japonya’nın 50 yıldan fazla süren militarist politikasının bir sonucu olarak tabiri caizse Japonya’nın ordu kurması yasaklanmıştır. 2 bölgesine birer adet nükleer saldırı gerçekleşince dayatılan her şeyi kabul etmek zorunda kalan Japonya anayasasının 9. maddesine göre orduya sahip değildir fakat pratikte öz savunma kuvvetleri adında bir savunma ordusu vardır. Ayrıca gene bu maddeye göre Japonya’nın herhangi bir savaş ilan etmeye veya uluslararası anlaşmazlıklarda askeri kuvvet kullanmayı reddetmektedir. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü raporlarına göre dünyanın en güçlü 4. ordusuna sahiptir ve ordusuna 45 milyar dolar ile en fazla 8. harcamayı yapan ülke konumundadır.

Sonuç:

Güçlü ordusunu kullanmaktaki diplomatik güçsüzlüğü Japonya’nın uluslararası arenadaki zayıf taraflarından biridir. Ama bunun avantajlı tarafı ise Japonya’ya yapılacak herhangi bir saldırının uluslararası arenada şiddetle kınanması ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin zaman kaybetmeden olaya müdahil olması ile sonuçlanır. Üstelik Japon ekonomisinin küresel boyutta olmasından dolayı dünyanın diğer küresel güçlerinin küresel ekonominin sürdürülebilirliğinin devamını düşünerek Japonya’yı herhangi bir saldırgana karşı koruyacakları kesindir.

Bugün kısmi bir duraklama içerisinde bulunan Japonya hala dünyanın en büyük ekonomik güçleri arasındadır. Hem askeri hem diplomatik hem de ekonomik alanda küresel bir güçtür. Dünyanın teknoloji liderliğini paylaşmaktadır ve otomotiv sanayinde dünya ticaretinin çok büyük bir kısmını elinde tutmaktadır.

Tarih Parkı

Tarih Parkı

Tarihte barınmış her şey..

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın