Makaleler

Birleşik Krallık 20. Yüzyıl Değerlendirmesi

Birleşik Krallık Tarihçe:

İngiltere, Britanya, Birleşik Krallık… Farklı zamanlarda farklı isimlerle anılan günümüzdeki ismi ile Birleşik Krallık olan ülkeyi hepimiz yakından tanıyoruz. Hangi ismi ile çağırdığımızın hiçbir önemi yok çünkü neyi kastettiğimizi biliyoruz. Ama gene de tarihin hangi dönemlerinde hangi isme ve neden o isme sahip olduğunu öğrenmekte fayda var çünkü tarih kitapları kronolojik olarak anlatılarda bu isim değişikliklerine çok dikkat ederler. Üniversite 1. sınıftayken Siyasi Tarih dersimizin sınavında bu değişikliğe dikkat etmeden cevap verenler sebebiyle sınıfça uyarıldığımızı hatırlıyorum.

Coğrafi Keşiflerde büyük bir toprağa ve kuvvetli bir sömürü düzenine ulaşmış İngilizler Hindistan’dan Amerika’ya kadar birçok coğrafyada koloniler kurdular ve zenginliklerini arttırdılar. 7 Yıl Savaşı ile Fransa ile hem Avrupa’da hem de sömürü coğrafyalarında savaşan İngilizler savaşın ekonomik bedelini kapatmak için Amerika’daki 13 Koloni’nin vergilerini yükseltmişlerdi. Bu durum kolonilerin isyan etmesine sebep olmuştu ve artık Amerikalıların bağımsızlık süreçlerini başlatan olay olmuştu. İngilizler her ne kadar kolonilerini kendilerine bağlı tutmaya çalışsalar da bunu başaramadılar ve Amerika Birleşik Devletleri İngilizlerden bağımsızlığını 1776 yılında kazandı. Bu durum İngilizlerin hegemon güç konumlarını sarsan bir durum oldu.

Birleşik Krallık ve ABD:

ABD’nin kuruluşundan sonra Kıta Avrupa’sında Fransız İhtilali’nin gerçekleşmesi Avrupa’daki tüm devletleri ürküttü ve ardından Napolyon’un Avrupa’yı yeni baştan dizayn etmesi başta Avusturya olmak üzere çok uluslu tüm yapıları sarsmıştı. İngilizler siyasal yapıları ve demokratik birikimlerinden dolayı Fransız İhtilali’nin tam karşısında değillerdi fakat Avrupa’nın radikal anlamda şekillenmesine de karşıydılar.

İngilizlerin Avrupa Kıtası’ndan izole bir hayat yaşamaları Avrupa’da gerçekleşen her olaydan en az etkilenmelerine yardımcı olmuştur ve İngilizler bu konumlarından istifade ederek siyasal yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Hiçbir zaman bağlayıcı anlaşmalara girmemişler; diğer ülkelerle birlikteliklerinin kurnaz bir diplomasi ile yürütmüşler ve bu tür bağlayıcılıkların esiri olup jeo-stratejik konumlarından istifade etmekten geri durmamışlardır. Tabi bunun yanında şartların her devlet için eşit olduğu bir alan vardı ve o da sömürge yarışıydı. Avrupa dışındaki her toprak ve her toprak üzerindeki hakimiyet kurma yarışı Fransa için de İngiltere için de İspanya için de aynıydı. Fakat burada da İngilizlerin izole yaşamlarının getirdiği koşullar sebebi ile denizcilikte ileri noktada olmaları sömürge yarışında da İngilizleri ileri konumda tutmuştur.

Birleşik Krallık’ın Avrupa Stratejisi:

Özellikle 1600’lerden sonra Kıta Avrupa’sındaki hiçbir değişiklik veya savaş İngilizler eli ile çıkmamıştır ama sömürge bölgelerinde aynı şeyi söylemek zordur. İngilizlerin Kıta Avrupa’sını ilgilendiren en önemli meseleleri Belçika ve Hollanda meselesidir. İngiltere Avrupa’nın her şekil değiştireceği dönemlerde Belçika’nın bağımsız bir devlet olarak kalmasını desteklemiştir ve kimi zaman başarmıştır da. Bunun en önemli sebebi Kıta Avrupa’sı ile kendi adası arasında Kıta’ya karasal anlamda bağlı, diğer büyük güçlerden bağımsız ve hatta kendisini destekleyen bir devletin varlığını sağlamaktır. Bunun da sebebi hem kendisine karşı yöneltilen tehditlerde doğal bir müttefik kazanmış olmak ve Kıta Avrupa’sındaki adımlarında kolay hareket edebilmek olmuştur. Tabi Belçika 20. yüzyılın başlarında sadece İngilizlerin değil Fransızların da Almanya’ya karşı bir cephe olarak işine yaramıştır.

Sömürge yarışında hiçbir Avrupa devleti artık tatmin değildi ve Avrupa’nın yıllardır noksanlıklarıyla çalışan güç dengesi stratejisi Birinci Dünya Savaşı ile birlikte patlak vermişti. Birinci Dünya savaşına kadar Avrupa’da radikal bir şekilde yükselen ve herkes için tehdit olan ülkeye karşı diğer Avrupa devletleri birleşmişti ve tehdidi ortadan kaldırmışlardır. Boğazlar ve Balkanlar meselesinde Rusya’ya karşı birleşenler Napolyon Savaşları’nda Fransa’ya karşı birleşmişlerdi. Gene bu şekilde olacağını tahmin etmişlerdi şüphesiz. Fakat bu sefer her ülke kendi gücünü görmek istedi ve kendilerini savaşın ortasında buldular. Biz tarihi okurken Birinci Dünya Savaşı’nın 4 yıl süreceğini bir ön koşul olarak okumaktayız fakat Avrupa ülkeleri yıllardır sürdürdükleri güçler dengesi stratejisinin bir alışkanlığı olarak 1915 yılında savaşın biteceğini ve Avrupa’nın ufak değişiklikler ile statüsünün korunacağını sanmaktaydılar. Öyle olmadı.

Birinci Dünya Savaşı’ndan Sonra:

Birinci Dünya Savaşı Avrupalı devletler için etkili olduğu kadar ABD için de önemliydi. Bu savaş ABD’nin Avrupa dışından bir kuvvet olarak savaşın seyrini değiştirdiğinin resmiydi ve ABD’nin dayatmalarıyla savaş sürecinden itibaren konuşulan Wilson İlkeleri iyi ya da kötü başarılı ya da başarısız bir şekilde savaş sonunda uygulanmıştı. ABD’nin öngördüğü ve tasarladığı şekilde Milletler Cemiyeti kurulmuştu ve ABD, Avrupalıların sahip olduğu sömürgeler hakkında tavsiye verir konumdaydı.

Avrupalıların içine girdikleri çöküntü ve ekonomik buhran onları ABD’ye muhtaç hale getirmişti. Tabi o sıralar Wilson’ın en önemli amacı ABD değerlerini dünyaya yaymaktı. Aynı sistemle ve aynı yaklaşımla idare edilen ülkelerin birbirleriyle savaşmayacağını düşünüyordu. Aslında haksız da değildi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı Poliarşileri arasında bir sürtüşme bile göremiyoruz neredeyse.

İki Dünya Savaşı arasında Milletler Cemiyeti ile uyum halinde çalışmaya çalışan Birleşik Krallık Wilson ilkelerinin tavsiye etmesi üzerinde Milletler Cemiyeti’nin Manda sistemini uygulamaya başlar. Filistin de bu mandalardan biridir ve Birleşik Krallık 1917’den beri resmi bir şekilde Yahudi Cemiyeti ile temaslarını sürdürür ve Filistin topraklarında bir Yahudi Devleti’nin kurulmasındaki en büyük mücadeleyi verir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan Sonrası ve Soğuk Savaş:

ABD, Birleşik Krallık’ın Amerika Kıtası’ndaki uzantısı ve Birleşik Krallık da de ABD’nin Avrupa’daki uzantısı diyebiliriz. İngiliz kolonilerinden bağımsızlığını kazanıp kurulan ABD liberal prensipler ve demokratik tarz üzerine kurulmuştur. Bu durum Birleşik Krallık ile organik bir bağı beraberinde getirir. ABD Başkanlarından Theodore Roosevelt Birinci Dünya Savaşı’na girme taraftarıydı ve motivasyonunu şu şekilde acıkıyordu: Atlas Okyanusunda bir devleti egemen görmeyi tercih edeceksek bu Birleşik Krallık olmalı çünkü tarihsel ve kültürel dokularımız birbiriyle uymaktadır ve onları bir tehdit olarak görmemekteyiz fakat Almanya bu vasıfların hiçbirine sahip değildir ve ABD için Atlas Okyanusu’nda bir tehdittir.

Bu organik bağ İkinci Dünya Savaşı’nda da devam etti ve Avrupa’daki faşizm dalgasının sonlandırılması için beraber mücadele ettiler. İkinci Dünya Savaşı’nın ağır yaralarını sarma görevi her zamanki gibi ABD’ye düşmüştü. Avrupalılar kendi aralarında bir anlaşmazlığa sahip oluyorlar ve bunu ikidir bir dünya savaşı çıkararak çözmeye çalışıyorlar. Her seferinde de yıkımdan başka bir şey getirmiyorlar. İkinci Dünya Savaşı’nda hemen sonra ABD Milletler Cemiyeti’nin devamı niteliğinde olan Birleşmiş Milletleri kurma girişiminde bulundular. Bugün Birleşmiş Milletler en azından süper güçlerin çıkarlarına uygun bir şekilde uluslararası arenada tüm gücüyle çalışmaktadır. Birleşmiş Milletlerin Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi arasında Birleşik Krallık da vardır ve Birleşik Krallık uluslararası arenadaki gücünün bir kısmını buradan almaktadır.

Soğuk Savaşın Etkileri:

Faşizm tehlikesinin bitmesinde sonra komünizm tehdidi ABD ve Batı Avrupalılar için birincil öneme kavuştu. Komünizm ABD’yi Avrupalılara sahip çıkmaya bir kez daha mecbur bıraktı. ABD’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan beri Wilson ilkeleri ve onun öncülüğünde gelişen ABD dış politikasında her zaman yapmayı amaçladığı dünya ekonomisini güvende ve sürdürülebilir tutmaktır. Bu sebeple Truman ve Marshall yardımları ile Kapitalist Avrupa ülkelerine milyarlarca dolar yardımda bulunmuştur. Bu yardımlardan en fazla payı alan ise Birleşik Krallık olmuştur. Birleşik Krallık Batı blokunda atılan her adımın bizzat içerisinde ve liderliğinde yer almıştır. Buna Orta Doğu Komutanlığı, Bağdat Paktı, CENTO, NATO gibi örnekler verilebilir.

Birleşik Krallık liberal sistemin ayakta kalabilmesi için komünizmle mücadele edilmesinin bir şart olduğunu biliyordu. Komünizmin ufak bir tehdidi en çok ABD ile İngiltere’ye zarar verecekti. Bu sebeple ABD’nin yürüttüğü tüm diplomaside ve askeri operasyonlarda fiziki ya da diplomatik olarak ABD’nin arkasında durmuştur. Kıyaslayacak olursak Fransa NATO’nun askeri kanadından bir kez de olsa çekilmiştir fakat İngiltere soğuk savaşı en az ABD kadar ölüm kalım meselesi görmüştür ve tabiri caizse ABD ile tek bir diplomasi yürütmüşlerdir.

Toparlanış Evresi:

Yumuşama dönemi içerisinden bugünkü adı ile Avrupa Birliği’nin güç kazanması ve dünya pazarında etkili bir konuma yükselmesi ABD ile kısmen de olsa göbek bağının kesildiği anlamına geliyordu. ABD besleyip büyüttüğü Avrupalıların kendi ayakları üzerinde durmalarını sağlamıştı artık. Avrupalılar bunu göbek bağlarının kesilmesi olarak değerlendirdiler ABD ise yükten kurtulmak olarak. Fakat bağımsız yollarla ve kararlarla da olsa ortak bir dış politika yürütmeye devam ettiler. Soğuk Savaş dönemindeki iki kutuplu sistem devletleri buna mecbur bırakıyordu.

Birinci Dünya Savaşı’ndan itibaren İngiliz sömürge toprakları bağımsızlıklarını kazanmaya başladılar. 1997 yılında Hong Kong’un da bağımsızlığını kazanması ile sömürge imparatorluğu dönemi son bulmuş oldu. Fakat bunun yerini İngiliz Milletler Topluluğu aldı.

Birleşik Krallık Bugün:

İngiliz Milletler Topluluğu’nun başkanı II. Elizabeth’tir. 1931 yılında 5 üye ile kurulur. 54 devletten oluşur ve 14’ü İngiliz Kraliyet Ailesi’nin atadığı Genel Valiler ile idare edilir. Commonwealth kelimesi Birleşik Krallık önderliğinde bir araya gelen bağımsız devletleri ifade eder. Bu ülkelerin çoğu tarihte Britanya İmparatorluğu’nun eyaleti veya sömürgesi olmuşlardır. Bu bağımsız ülkeler kendi rızalarıyla bu içerisinde yer almaktadırlar. Bu yapı sömürü düzeninden kopan devletlerle bağları koparmamak ve halen Birleşik Krallık hakimiyeti altında tutmanın kuvvetli bir yoludur.

İngiliz Milletler Topluluğu’nun başkanı II. Elizabeth’tir. 1931 yılında 5 üye ile kurulur. 54 devletten oluşur ve 14’ü İngiliz Kraliyet Ailesi’nin atadığı Genel Valiler ile idare edilir. Commonwealth kelimesi Birleşik Krallık önderliğinde bir araya gelen bağımsız devletleri ifade eder.

Birleşik Krallık ve AB

Birleşik Krallık 2020 Ocak ayında Avrupa Birliği’nden resmen ayrılmıştır. 70 milyona yakın bir nüfusu vardır ve başkentleri Londra’dır. Birleşik Krallık dört devletten meydana gelir: Galler, İngiltere, İskoçya ve Kuzey İrlanda. Bu devletlerin, İrlanda Adası’ndaki Kuzey İrlanda hariç, hepsi Büyük Britanya adasındadır. Yasama yetkisi, Birleşik Krallık Parlamentosunun iki organı olan Avam Kamarası ve Lordlar Kamarası’ndadır. Bunun yanında İskoç Parlamentosu ve Galler ve Kuzey İrlanda meclisleri de yasama erkini paylaşır. Parlamenter Monarşi ile yönetilen Birleşik Krallık yönetiminde hükûmetin başında Başbakan ve devletin başında Kraliçe bulunur. Meclis iki partili bir parti sistemine dayalı olarak çalışır. Partiler ise sağ ve sol tabanlıdır. Dünyanın beşinci en büyük, Avrupa’nın Almanya’dan sonra ikinci en büyük ekonomisini oluşturur. Serbest Piyasa sistemi ile yönetilen Birleşik Krallık 70 milyona yakın nüfusla dünyanın en büyük 5. ekonomisi olabilmesi ne kadar etkili bir ekonomilerinin olduğunun göstergesidir.

Halen daha kontrollü bir diplomasi ile bağlayıcılıklardan uzak anlaşmalarda siyasi geleneğini sürdüren Birleşik Krallık, Kanada ile ABD’ye komşudur. Avustralya ile de Asya’da bir kıtaya hakimdir. Dünyanın en kuvvetli 4. borsasına (Londra Borsası) ve Birleşik Krallık BP, HSBC, SHELL, VODAFONE gibi devlere sahiptir. Birleşik Krallık İstihbarat, Havacılık ve Denizcilik alanında da dünyanın en büyükleri arasına girmektedir. ABD hegemonyasının yanında çok büyük bir güçtür fakat 21. yüzyılda özellikle Trump yönetiminde ABD ve İngiltere bazı alanlarda karşı karşıya gelmiştir. Çok kutuplu bir dünyanın getirilerinden biri de Soğuk savaş döneminde sırt sırta çarpışan bu iki devlet 21. yüzyılda birbirlerinin çıkarlarını işgal etmeye başlamışlardır. Ayrıca ayrılıkçı güç olan IRA ile 20. yüzyılda büyük bir mücadele vermiştir.

Dünyanın en kuvvetli 4. borsasına (Londra Borsası) ve Birleşik Krallık BP, HSBC, SHELL, VODAFONE gibi devlere sahiptir.

Tarih Parkı

Tarih Parkı

Tarihte barınmış her şey..

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın