Makaleler

Afrika 20. Yüzyıl Genel Değerlendirmesi: Sömürü İmparatorluklarından Bağımsızlık

Afrika Tarihi Giriş:

Dünyanın en büyük ikinci kıtası olan Afrika Kıtası 1 milyar nüfusu üzerinde barındırır. Bağımsız birer devlet olarak Afrika Halkları İkinci Dünya Savaşı’nın sonunu beklemek durumunda kalmışlardır. Bu tarihten önce kıtada kabile yaşamları ağırlık kazanır ve kayda değer devletleşme süreçleri yaşanmamıştır. 15. yüzyıla kadar Arapların güdümünde köle ve maden ticareti yapılmıştır. Avrupa’nın coğrafi keşifleri başlattığı 1400’lü yıllardan itibaren ise kıtanın keşfedilen kısımlarında Avrupalı tüccarlar bu ticarete devam etmişlerdir. Ticaret faaliyetleri daha eski olsa da kıtada koloni faaliyetleri ise 1800’lü yıllarda başlamıştır. Ve 1890’a gelindiğinde kıtanın yüzde 90’ında koloniler kurulmuştu.

Afrika Sömürü Tarihi:

30 yıldan kısa bir sürede kıtadaki hızlı kolonileşme ve Avrupalı devletlerin kıtada etkin ve eşit pay alamaması Birinci Dünya Savaşı’na giden yoldaki en büyük etkenlerden biridir. Zaten 1850’lere gelindiğinde bozulan Metternich Sistemi ve devamında gelen Avrupa devletlerinin çok yönlü savaşı, Almanya’nın birleşmesi gibi unsurlar Avrupa’daki stabil durumu çoktan bozmuştu. Afrika’nın paylaşılamaması ve 1884 Berlin Kongresi’ne rağmen bu problemin çözülememesi 20. yüzyılın başlarında dünya savaşı ile patlak verecekti.

30 yıldan kısa bir sürede kıtadaki hızlı kolonileşme ve Avrupalı devletlerin kıtada etkin ve eşit pay alamaması Birinci Dünya Savaşı’na giden yoldaki en büyük etkenlerden biridir.

Ucuz iş gücü açısından Afrika her zaman Avrupalılar için iyi bir kaynak olmuşlardır. Hammadde ihtiyacını karşılamada ise yeterlidir. Bu durum Avrupalı tüccarların artı değeri yüzyıllar boyunca Afrika Kıtası’ndan Avrupa Kıtası’na taşıyıp Avrupa’da burjuva sınıfının oluşmasına en büyük katkıyı sunmuştur. Afrika halklarının ise gelişememesine ve refah seviyelerinin her zaman en dip seviyede kalmasına sebep olmuştur.

Afrika’da Avrupa Değerleri:

Avrupalı tüccarların ekonomik faaliyetleri zaman içerisinde politik ve askeri alanda da devletlerin koloniler kurmasıyla başlamış oldu. Bir yanda Avrupa’da gelişen demokrasi bilinci ve liberal düşünceler diğer tarafta da Avrupalıların Afrika’daki kabilelerin yaşam ve yönetim biçimleri vardı. Avrupalılar kendi politik davranışlarını yıllar boyunca Afrika’da yerel halklara dayatmışlar ve her ne kadar koloni yöneticileri yerel halktan insanlar olmasa da beyazların yönetimindeki yerel halk Avrupa ile neredeyse eş zamanlı olarak demokrasi ve liberal zihniyet ile tanışmış oldu. Çekilen zulüm ve sömürü sebebiyle madalyonun kara yüzünü tatmış olan yerel halk buna rağmen İkinci Dünya Savaşı sonrasında bağımsızlıklarını kazandıktan sonra çok partili hayata geçmekte zorlanmamışlardır. Bugün Afrika devletlerinin demokratik bir yüze sahip olmasının bedeli bu kadar acı olmalı mıydı diye sorabiliriz de. Zaten Avrupalıların amacı veya aracı Afrika’ya demokrasi götürmek hiçbir zaman olmadı. Bu daha çok bir dolaylı gelişimdir.

İkinci Dünya Savaşı süresince Afrikalılar kendi bağımsızlıklarını kazanmaya başladılar ve 20. yüzyıl boyunca bu kazanımlar devam etti. Avrupalı devletler ve politik unsurlar Afrika’dan yavaş yavaş çekiliyorlar ve yüklerinden kurtuluyorlardı.

İkinci Dünya Savaşı süresince Afrikalılar kendi bağımsızlıklarını kazanmaya başladılar ve 20. yüzyıl boyunca bu kazanımlar devam etti. Avrupalı devletler ve politik unsurlar Afrika’dan yavaş yavaş çekiliyorlar ve yüklerinden kurtuluyorlardı.

Afrika’da Dini Durum:

Afrika’nın şu an dini yapısı 4’te 1 Müslüman 4’te 1 Hristiyan ve diğer kısmı ise Animist’tir. Milattan Sonra 4. yüzyılda Hristiyanlık; Milattan sonra 8. yüzyılda ise İslamiyet kıtaya gelir. Afrika’nın en büyük krallığı olan Aksum Krallığı bu dinlere ev sahipliği yapmıştır. Kıtaya gelen misyonerler Afrika’nın tamamına hiçbir zaman hakim olamamışlardır. Bunun birinci sebebi kıtanın büyüklüğü ve coğrafi yapısıdır. Bu durum misyonerlerin görevlerini ifa etmelerini zorlaştırmıştır. İkinci büyük sebep ise Afrika’da binlerce kurulu kabile, devlet ve yapı vardır ve her bir yapı bazı ortak noktalara sahip olsalar da birbirinden farklı karakterlere sahiptirler. Bunun en başında dışarıya karşı açıklık ve kapalılık gelir. Dışarıya karşı açık olan kabileler dışarıdan gelen misyonerleri kabul edebilmiştir fakat kapalı yapıya sahip kabileler sadece dini anlamda değil toplumsal, siyasal ve teknolojik her alanda sabit kalmışlardır.

Afrika kıtasal büyüklüğü sebebi ile farklı bölgelere ayrılmış olup bu bölge isimleri ile adlandırışmıştır. Afrika kıtası Kuzey Afrika, Batı Afrika, Orta Afrika, Doğu Afrika ve Güney Afrika olarak kategorilere ayrılmıştır.

Afrika Ekonomisi:

Afrika ekonomisi Avrupalılar Sanayi Devrimini gerçekleştirdikleri dönemde bile toprağa dayalı bir ekonomiydi. Toprak altı ve toprak üstü kaynaklar Afrikalıların en büyük geçim kaynaklarını oluşturur. Fakat ne yazık ki hem koloni döneminde hem de bugün Afrika halkları bu toprakların meyvelerinden yararlanamazlar. Koloni dönemlerinde devletler bizzat toprakları işgal etmişlerdi ve o toprağın etinden sütünden istedikleri gibi yararlanıyorlardı fakat bunun bir maddi ve politik yükü vardı. Bir yanda demokrasi ve liberal düşünceleri savunurken diğer yandan koloni faaliyetleri yürütmek çok tutarlı değildi. Bugün ise Afrika’nın bağımsız devletleri yer altı ve yer üstü kaynaklarını ihale yoluyla işletmeleri için gene aynı şirketlere veriyor. Değişen tek şey bu sefer bekçi Avrupalı devletler yerine Afrika’nın yerli halklarına ait demokratik devletlerdi. Avrupa devletleri maddi ve politik yükten kurtulup aynı faaliyetlerini yürütmeye devam ediyorlardı.

Kıtada Etiyopya, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Mısır gibi bir elin parmaklarını geçmeyen ülkeler dışında çok yoğun kıtlık, işsizlik ve büyük ekonomik problemler yaşanmaktadır. Özellikle Afrika’nın iç kısımlarında deniz ticaretine uzak ve tarih boyunca kapalı kalmış halkların yaşadığı bölgelerde bu daha da fazla görülmektedir. Aynı zamanda yolsuzluk, politik baskı ve kanunsuzluk Afrika’nın ekonomik problemler dışındaki en büyük problemleri arasında yerini almaktadır.

Soğuk Savaş Döneminde Afrika:

Soğuk Savaş döneminde Afrika ise bu periyottan payını almıştır. Bir yanda Batı kapitalizmi diğer yanda ise komünizm vardı. Afrika’nın kimi yerlerinde kurulmuş gerilla örgütleri SSCB’den ve Doğu Almanya’dan destekler alıyorlardı ve bağımsızlıklarını henüz daha yeni kazanmış iktidarları yıkmayı hedefliyorlardı. Bunun tam karşılığında ise ABD bu Afrika ülkelerine hem tampon vazifesi görmeleri için hem de bölgedeki komünist yerel örgütlerle mücadele edebilmesi için kaynak aktarımında bulunuyordu. Bütün bunlar yaşanırken Bağlantısızlar Hareketi kurulmuştu ve birçok Afrika devletleri bu kuruluşa üye olmuşlardı. Soğuk savaşın gazabının tesirini azaltmak için bu hareket Afrika ülkelerini bir 3. kutupta toplamıştı.

Bugünün Afrika’sı:

Afrika’nın Kabile Hayatına Bir Örnek
Afrika’nın refah seviyesi yüksek bir yerine örnek

Afrika58 devletin var olduğu bir kıta olarak bugün dünyanın en kötü refah seviyesinin mevcut olduğu kıtadır. Yeraltı ve üstü kaynaklar bakımından dünyanın en önemli coğrafyaları arasında yer alan Afrika hem koloni döneminde hem de bağımsız devletlerin mevcudiyetleri döneminde yabancı sermayelerin sömürüsü altında olmuşlardır. Ne kalifiye insan gücü ne de etkili bir ekonomiye sahip olan Afrika açlıkla, fakirlikle ve yolsuzluklarla boğuşmaktadır. Uluslararası ilişkilerdeki yeri coğrafi ve stratejik açıdan çok önemlidir fakat diplomasi gelenekleri olmadığı için ve diplomasilerini idare edebilecek kaynakları olmamasından dolayı Afrika sermaye tekelinde siyasi hayatına devam etmektedir.

Uluslararası ilişkilerdeki yeri coğrafi ve stratejik açıdan çok önemlidir fakat diplomasi gelenekleri olmadığı için ve diplomasilerini idare edebilecek kaynakları olmamasından dolayı Afrika sermaye tekelinde siyasi hayatına devam etmektedir.

Tarih Parkı

Tarih Parkı

Tarihte barınmış her şey..

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın