Makaleler

Boğazlar Sorunu Nedir? Boğazlar Sorunu Nasıl Çözüldü?

Boğazlar Sorunu Giriş:

Boğazlar Sorunu Türkiye sınırları içerisindeki İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının askeri ve stratejik açıdan önemleri sebepleri ile birçok ülke tarafından ele geçirmek amacıyla edilen sonuçsuz ve çözümsüz mücadelenin bütününe verilen isimdir. 1700’lerin başından bugüne kadar uzanan 300 yıllık bir meseledir Boğazlar Sorunu ve her getirilen çözüm bir sonraki yıllarda işlevsiz kalmakta ve bırakılmaktadır. Hassas bir konu olan Boğazlar Sorunu uluslararası ilişkilerdeki her yeni gelişmeden etkilenmektedir ve her büyük değişimlerin ardından boğazların statüsü de bu büyük değişime dahil edilmek istenmektedir. Hâl böyle olunca Türkiye dışındaki tüm küresel ve bölgesel aktörler Boğazlar Sorununun bir tarafı ve parçası haline gelmektedir.

Boğazlar Sorunu Türkiye sınırları içerisindeki İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının askeri ve stratejik açıdan önemleri sebepleri ile birçok ülke tarafından ele geçirmek amacıyla edilen sonuçsuz ve çözümsüz mücadelenin bütününe verilen isimdir.

Boğazlar Sorunu Tarihi Gelişim:

Rusya’dan 1. Petro, Fransa’dan Napolyon, İngiltere’den ise her diplomat Boğazlar Sorunu ile yakından ilgilenmiştir ve boğazlar üzerinde hakimiyet kurmak için stratejiler yürütmüşlerdir. Rusya’nın Deli Petro zamanından beri uzanan herkesin ağzına pelesenk olmuş “sıcak denizler” stratejisi vardır. Buradaki en büyük amaç Rusya’nın deniz ticaretinde ve deniz yollarında etkin bir güç elde edebilmesini sağlamaktır. Sadece Rusya İmparatorluğu döneminde değil daha sonra kurulan SSC Birliği döneminde de kurucu irade Ruslar boğazlar üzerine kurulmuş stratejilerden vazgeçmiş değillerdir.

İlk olarak Küçük Kaynarca Anlaşması Boğazları artık dokunulur kılmıştır ve uluslararası arenada resmi olarak konuşulacak bir konu hale haline getirmiştir. Küçük Kaynarca Anlaşması 1768-74 Osmanlı Rus Savaşı’nın ardından imzalanmıştır. Anlaşmanın konumuzla alakalı olan maddesi ise Rus ticaret gemileri ile alakalı olan maddesidir. Bu maddeye göre Rus ticaret gemileri boğazlardan serbestçe geçebilecek; Karadeniz’de ve Akdeniz’de Osmanlı limanlarında kalabileceklerdi.

Boğazlar ile ilgili yapılan ikinci büyük anlaşma ise Rusya ile Osmanlı Devleti’nin 1805’te yaptığı karşılıklı yardımlaşma ve savunma anlaşmasıdır. Bu anlaşmaya göre ise Karadeniz tüm yabancı savaş gemilerine kapalı tutulacaktı. 1809 yılında İngiltere ile yapılan Çanakkale Sözleşmesine göre ise savaş gemilerinin geçişlerin ancak Osmanlı Devleti’nin izni ile olabileceğine karar alındı. Rusya imzaladığı anlaşma ile 1800’lerin başında Avrupa’yı tehdit eden Napolyon’a karşı Karadeniz’i güvenli hale getirmişti. İngiltere ise terazinin iki kefesinin dolu olmasının bir zararı olmayacağını öngörüp Osmanlı Devleti ile kurduğu diplomatik ilişkilerin neticesi olarak Padişah fermanı ile savaş gemilerinin geçişi konusunda Osmanlı’yı ikna etti.

Avrupa Devletlerinin Rusya’ya Cephe Alışları:

Kavalalı Mehmet Ali Paşa olayının Osmanlıya faturası ağır oldu. Rusya ettiği yardımın karşılığını Boğazlarda hak elde ederek aldı. 1833’te imzalanan Hünkar İskelesi anlaşmasının boğazlar ile ilgili olan maddesine göre Rusya herhangi bir savaş durumunda boğazlardan istediği gibi geçebilecekti fakat Osmanlı Rusya’nın savaştığı devletlerin gemilerine geçiş izni vermeyecekti. Tabi devamında Avrupa devletlerinin ortak rahatsızlığı durumu 1841 Londa Boğazlar Konferansı’na götürmüştür. Burada imzalanan Boğazlar Sözleşmesi’ne göre ise Osmanlı Devleti savaş zamanında boğazlar üzerindeki tüm tasarrufuna kendisi karar verecekti ve barış zamanlarında ise hiçbir savaş gemisinin boğazlardan geçişine izin vermeyecekti.

Boğazlar Sözleşmesi ile Osmanlı Devleti Rusya’nın Küçük Kaynarca’dan beri boğazlar üzerinde kurduğu etkiyi kırmış olacaktı. Burada Osmanlı Devleti’nin yararlandığı en önemli unsur denge politikasıdır. Avrupa’nın büyük devletleri Westphalia’dan beri kurmuş oldukları Balance of Power stratejisine uygun hareket ediyor ve bir ülkenin diğerlerini kendi hegemonyasına alacak kadar güçlenmesine izin vermiyorlar. Bu bir dönem her devletin Fransa’ya karşı cephe almasına Fransa’dan sonra ise tüm Avrupa devletlerinin Rusya’ya karşı cephe almasına sebep olmuştur. Avrupa devletlerinin uyguladığı strateji sayesinde Osmanlı Devleti çok fazla efor harcamadan Boğazlar Sorununda geçici bir çözüm elde edebilmişti.

Paris Antlaşması ve 1871 Sözleşmesi:

Mart 1856’da Osmanlı, Fransa ve İngiltere arasında Paris Antlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşmanın Boğazlar Sorunu ile ilgili olan maddesine göre 1841 Boğazlar Sözleşmesi’nin yükümlülükleri devam edecek ve barış zamanında savaş gemilerinin geçişine izin verilmeyecek; Karadeniz askerden arınmış hale getirilecek ve güvenli ve tarafsız bölge sağlanmış olacaktı.

Boğazlar Sorununda Avrupalı Devletler bir tarafta Rusya ise diğer tarafta olmuştur. Yunanistan’ın bağımsızlığında da Napolyon Savaşlarında da Kırım Savaşı’nda da Boğazlar Sorunu ve statüsü gündeme gelmiş ve bir karar olarak yansımıştır. 1853 yılında başlayıp 56 yılında biten Kırım Savaşı’nda Rusya, Osmanlı ve Avrupalı Devletlerine karşı bir yenilgi almıştır. Bunun sonucunda Mart 1856’da Osmanlı, Fransa ve İngiltere arasında Paris Antlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşmanın Boğazlar Sorunu ile ilgili olan maddesine göre 1841 Boğazlar Sözleşmesi’nin yükümlülükleri devam edecek ve barış zamanında savaş gemilerinin geçişine izin verilmeyecek; Karadeniz askerden arınmış hale getirilecek ve güvenli ve tarafsız bölge sağlanmış olacaktı.

1870’li yıllar Avrupa’da siyasi birliğini tamamlamış yeni ve güçlü bir devletin çıktığı yıllardır. Almanya artık bir devlet haline gelmiş, sömürge yarışına katılmış ve Avrupa’da Fransa ile savaşmaya başlamıştı. Bu durumdan istifade eden Rusya Paris Antlaşması’nın hükümlerini tanımadığını ilan etti. Boğazlar Sorununda Rusya’nın karşısında yer alan İngiltere ve Fransa olduğu için Almanya Rusya’yı bu konuda destekledi. Avrupa’nın güçler dengesi mekanizması aşırı yükselen gücü durduramayacak bir hâle gelmişti. Bunun üzerinde 1871 Boğazlar Sözleşmesine göre boğazları açmak veya kapatmak Osmanlı Devleti’nin tasarrufundaydı, bu konuda eski antlaşmaların ve sözleşmelerin statüsü korundu; fakat Karadeniz’in tarafsızlığı statüsü kaldırılmış olup Osmanlı Devleti’nin boğazları barış zamanında kapalı tutmak zorunda olduğu ibare artık fesih edilmiş oldu.

Sevr ve Lozan Antlaşması:

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Osmanlı Devleti artık bitap düşmüş ve Avrupa’nın uyguladığı güçler dengesi strateji de artık işlevsiz olduğu için Osmanlı Devleti denge politikasını daha fazla sürdüremedi. Yükselen ve siyasi birliklerini yeni tamamlayan ve yarışta geri kalmak istemeyen İtalya ve Almanya; konumlarını korumak isteyen İngiltere ve Fransa; Eski etkisini ve hakimiyetini elde etmek isteyen Rusya ve Ege’de hak iddia eden Yunanistan savaşın taraflarıydı. Bu sebeple güçler dengesinin neden çalışmadığını da ayrıca gösteriyor.

Savaşın sonunda Osmanlı Devleti Sevr Antlaşması’nı 1920’de imzalıyor. Antlaşmanın boğazlar ile ilgili olan maddelerine göre Boğazlar 10 ülkeden (Osmanlı Devleti komisyon içinde değildir, Milletler Cemiyetine üye olma koşulu getirilmiştir) oluşacak bir komisyonun yönetiminde devrediliyor ve silahsızlandırılan boğazlar savaş ve barış durumları farkı gözetilmeksizin bütün devletlerin gemilerine açık olacaktı.

Savaşın sonunda Osmanlı Devleti Sevr Antlaşması’nı 1920’de imzalıyor. Antlaşmanın boğazlar ile ilgili olan maddelerine göre Boğazlar 10 ülkeden oluşacak bir komisyonun yönetimine devrediliyor ve silahsızlandırılan boğazlar savaş ve barış durumları farkı gözetilmeksizin bütün devletlerin gemilerine açık olacaktı. Osmanlı Devleti komisyon içinde değildir, Milletler Cemiyetine üye olma koşulu getirilmiştir.

1923’te imzalanan Lozan Antlaşması ile antlaşmanın Boğazlar Sorunu ile ilgili olan maddesine göre başkanı Türk olan bir komisyon kurulacak ve boğazlar askerden tamamen askersizleştirilip Milletler Cemiyeti’nin güvencesinde faaliyetler devam edecekti. Türkiye Sevr’e göre kazanımlar elde etmiştir fakat savaş gemilerinin ve uçaklarının Karadeniz’e geçiş gibi konularda Montrö’de uzlaşma sağlandı.

Montrö Sözleşmesi:

1936’da Bulgaristan, Fransa, Büyük Britanya, Avustralya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Türkiye Montrö Sözleşmesi ile Lozan Antlaşması’nda elde edemediği ve kısıtlamaya tabi tutulduğu her konuda egemenliği tek taraflı olarak kendine alabilmiştir. Bu konudaki en büyük destekçi ise İngiltere olmuştur. Yaklaşan savaşın getirdiği kaotik ve bilinmez durum boğazların otoritesiz kalmasındansa Türkiye egemenliğinde kalmasına göz yumulmak zorunda bırakılmış da olabilir

1936’da Bulgaristan, Fransa, Büyük Britanya, Avustralya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Türkiye Montrö Sözleşmesi ile Lozan Antlaşması’nda elde edemediği ve kısıtlamaya tabi tutulduğu her konuda egemenliği tek taraflı olarak kendine alabilmiştir.

Barış zamanında tüm ticari gemilere serbest geçiş hakkı verilmiştir. Savaş zamanında Türkiye savaşta değil ise aynı prosedür devam etmektedir. Türkiye savaşta ise Türkiye’nin zararına olabilecek her türlü ticari geminin geçişine kısıtlama getirilmiştir. Savaş gemilerinin geçişi ile ilgili ise Türk Hükümeti’ne önceden bilgi verilmesi koşulu ile geçiş sağlanmaktadır. Ayrıca Karadeniz ülkesi olmayan ülkelerin gemileri Karadeniz’de 21 günden fazla kalamazlar.

Bugün hala Montrö Sözleşmesi geçerliliğini korumaktadır ve boğazlar bu sözleşmeye göre faaliyetler yapılmaktadır.

Tarih Parkı

Tarih Parkı

Tarihte barınmış her şey..

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın