Makaleler

Türk-Yunan İlişkileri: 1945 Sonrası Stratejik Gerilimler ve Yumuşamalar

Türk-Yunan İlişkilerine Giriş:

25 Mart 1821 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını kazanan Yunanistan uzun bir süre Türk egemenliğinde yaşamış olduğu için ve Ege Denizi ve topraklarında geçmişe dayanarak hak iddia ettiği için modern uluslararası arenada sürekli diplomasi mesaisi harcadığı ülke Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Bunun yanında Osmanlı İmparatorluğu’nun ardılları olan bu iki ülke hem tarihsel hem kültürel bazda ortak bir geçmişe sahiptir. Hem Birinci Dünya Savaşı’nda hem Kurtuluş Savaşı’nda Türkler her zaman Yunanlıları karşılarından bulmuşlardır. Fakat Soğuk Savaşın başlangıcı ile alışılagelmiş dostluk ve düşmanlık ilişkilerinden çok farklı bir ilişki biçimleri Türk-Yunan İlişkileri içerisinde de kendini fazlasıyla göstermiştir.

Kıbrıs, Ege Adaları, Azınlıklar ve Kıta Sahanlığı gibi problemler Türk-Yunan İlişkilerinin temelini ve ciddi bir bölümünü oluşturur.

İkinci Dünya Savaşı Öncesi Türk-Yunan İlişkileri:

İki Dünya Savaşı arasındaki periyotta barışı koruma ve sürdürme çerçevesinde Balkan Antantı Paktı ve İkili askeri anlaşmalar yapılmıştır. Fakat İkinci Dünya Savaşı başladığında Türkiye Cumhuriyeti Yunanistan vermiş olduğu siyasal desteği daha fazla sürdürmedi ve İtalya’nın Yunanistan’ı işgal etmesine ses çıkarmadı. Türkiye herhangi bir hukuksal ağırlığın altına girmemiştir ve anlaşmaların gereğinin aksine hareket etmemiştir. Fakat Türkiye bu süreci olabildiğince savaşın dışında geçirmeyi ve ulus sınırlarını korumayı amaçlamıştır. Fakat Türkiye’nin Almanya ile Ege Adaları konusunda işgal görüşmeleri yaptığı daha sonra ise aynı görüşmeleri İngiltere ve SSCB ile yapmış olduğu gerçeği Türkiye’nin Yunanistan ile ne anlaşma yaparsa yapsın Ege Adaları meselesinin büyük bir anlaşmazlıkla sonuç bulduğunun göstergesi konumundadır (Baskın Oran, TDP Cilt 1 Sayfa:578).

Savaş öncesi ve dönemindeki diğer büyük konu ise İstanbul’da yaşayan Rumlar meselesidir. Özellikle savaş döneminde 1942 yılında savaşın getirdiği olumsuz koşullar sebebi ile normalinden fazla edilen kârın ve sermaye birikiminin önüne geçmek için çıkarılan Varlık Vergisi en çok Rumları, Ermenileri ve Yahudileri vurmuştur. Vergilerini ödeyemeyen yabancı kökenliler Aşkale Toplama Kampına götürülmüş ve zorla çalıştırılmıştır. Sahip oldukları mallarını ve mülklerini satmak zorunda kalmışlardır.

1945 Sonrası Türk-Yunan İlişkileri:

Savaşın sonlarında doğru Mihver devletlerinin yenilmesi ile yeni bir dönem başlamıştı. Avrupa’da faşizm yüksek oranda yenilgiye uğratılmıştı; İspanya’daki ve Portekiz’deki faşist diktatörlükler ise Batı poliarşileri için bir tehdit olarak gözükmüyordu. Kaldı ki savaş sonrasında SSCB ile ABD önderliklerinde başlayan ideolojik savaşta ABD ve Batı Avrupa ülkeleri SSCB’ye karşı en büyük kalkanı Türkiye ve Yunanistan olarak belirlemişlerdir ve Yunanistan’daki iç savaşın bitmesinde ABD çok etkili olmuştur ve ülkeyi komünist bir ülke olmaktan uzak tutmuşlardır. Truman ve Marshall yardımları ile birlikte bu iki ülke SSCB’ye karşı iyi birer cephe haline gelmişlerdir. Yani ABD ve komünizm karşıtlığı Türk-Yunan ilişkilerinde yakınlaştırıcı bir etken olmuştur.

Gene savaşın hemen sonrasında Paris Anlaşması ile İtalya’dan alınıp Yunanistan’a verilen Onikiadalar artık Türkiye Cumhuriyeti’nin masada söz hakkının olmadığı bir mesele haline gelmiştir. İngiltere’nin bu yönlü tavrına Türkiye sesini çıkaramamıştır çünkü SSCB’nin Türkiye üzerinde toprak hakkı iddia etmesi ve Stalin’in savurduğu tehditler Türkiye’yi Batı Blokuna zorunlu olarak yakınlaştırmıştır. Bu yakınlaşma ise Türkiye’nin adaların Yunanistan’a verilmesine ses çıkarmamasına sebep oldu.

Demokrat Parti döneminde 1952 yılında Türkiye’nin ve Yunanistan’ın NATO üyeleri olmaları hem kendilerini Batı Blokunun asıl üyeleri olduklarına kanaat getirmiştir hem de bu iki yakın cephenin arasındaki askeri ilişkilerin de gelişmesine yol açmıştır. Bunun devamında 1954’te Balkan İttifakı Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasından kurulmuştu. Bu balkanlarda komünist bir devlet olan Yugoslavya’nın SSCB’ye karşı konumda durması Batı Blokunun elini güçlendiren bir etkendi.

Türk-Yunan İlişkilerinde Kıbrıs Çıkmazı:

Bütün bu olaylar gerçekleşirken hem Türkiye Cumhuriyeti’ni hem de Yunanistan’ı uzun yıllar boyunca ilgilendirmiş ve önümüzdeki yıllarda da meşgul etmeye devam edecek olan Kıbrıs Sorunu alevlenmeye başlamıştı. 1960’a giden süreçte EOKA’nın kurulması, 6-7 Eylül olayları, daha öncesinde Türkiye’de Rumlara yapılan ayrımcı muamele ve Kıbrıs Türklerinin köylerden çıkarılması gibi durumlar ilişkileri zedelemeye başlamıştı. Bu mesele Türk ve Yunan hükümetleri açısından NATO’yu ve ulusal çıkarları göz önünde bulundurarak ikinci planda bırakmıştır (Baskın Oran, TDP Cilt 1 Sayfa 593). En uygun çıkarın ise Türk-Rum ortaklığını barındıran bir yönetimin kurulması olacaktı. Bu alevlenmenin başladığı yıllarda Kıbrıs bir bütün ada olarak İngiliz Kolonisi iken Zürich ve Londra Konferanslarının neticesinde 1960’ta bağımsızlığını kazanmıştır ve Türk-Rum ortak yönetimi ile Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur.

Fakat Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasından önceki son 10 yıla baktığımızda BM nezdinde ve İngiltere’nin de bulunduğu birçok görüşmede Rumlar Enosis’i dayatmıştır; Türkler ise odada ortak bir yönetim veya Taksim planının devreye sokulabileceğini söylemiştir. Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar 1954 ile 1958 yılları arasında sürekli BM’ye self-determinasyon başvuruları yapmıştır fakat sonuç alamamıştır (T.C Dışişleri Bakanlığı – Kıbrıs Meselesinin Tarihçesi). Bu başarısız sonuçların en büyük sebebi de Türkiye’nin Batı Blokundaki SSCB’ye karşı önemli bir cephe olmasıdır. Yunanistan’dan yana keskin tavır sergilemek Türkiye’yi küstürebilirdi. Diğer bir önemli sebep ise İngiltere ve Türkiye adanın hiçbir zaman Yunan egemenliğinde bulunmadığına dikkat çekiyorlardı (Baskın Oran, TDP Cilt 1 Sayfa 599). Fakat bölgede EOKA’nın ve Yunan Albayların yaptığı terör faaliyetleri görmezden gelinmiştir.

Türkiye ve Yunanistan Soğuk Savaş döneminde ikili ilişkilerini ve sorunlarını ulusal güvenliklerini komünizme karşı korumak için kolektif amaçlar ve çıkarlardan ayrı tutmuşlardır. Türkiye’nin Kıbrıs Harekâtı devam ederken – ki her ne kadar yumuşama döneminde gerçekleşen bir olay olsa da- Türkiye ve Yunanistan NATO’nun önemli üyeleri olarak SSCB’nin karşısında duruyorlardı.

1974 Sonrasında Türk-Yunan İlişkileri:

Kıbrıs Barış Harekâtı yapıldıktan sonra bunun en büyük iki sonucu vardır. Birincisi Yunanistan NATO’nun askeri kanadından çekilmiştir, ki bu ABD’ye karşı büyük bir tepkidir. Bu olay da soğuk savaşın yumuşama dönemine denk geliyor olsa da bu Balkanlarda tehdidin artabileceği olasılığını doğurduğu için büyük bir tehlikedir. İkincisi ise ABD Türkiye’ye silah ambargosu uygulamıştır ve Türkiye bunun sonucunda 21 adet NATO üssünü Türkiye’de kapatmıştır. Bu durum da bölgeyi SSCB’ye karşı savunmasız bırakan bir durumdur. Her şeyden önemlisi ise Türk-Yunan ilişkileri bozulmaya başlamıştır. Bunun aksine Batı Avrupa ülkeleri ile Yunanistan ilişkileri Yunanistan’daki Cunta yönetiminden sonra daha da iyileşmeye başlamıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilan edilmesi ve Yunanistan’ın AB üyeliği Türkiye’yi 1980’lerde biraz zorlamıştır.

On İki Ada Ege Denizi’nde bulunan bir grup adaya verilen isimdir. Menteşe Adaları olarak da geçer. Buradaki 12 sayısı adaların sayısını ifade etmek için değil; “12 üyeli meclisle yönetilen adalar” anlamındadır.

Bu gelişmeler devam ederken Kıbrıs Sorununun alevine eşlik eden bir problem daha çıkmıştır. Türkiye’nin içinde bulunduğu sıkışık durumdan istifade etmek isteyen Yunanistan Ege Meselesini dile getirmeye başlamıştır. Ege Meselesi ise Kıta Sahanlığı ve Karasuları Sorununu kapsamaktadır. Kıta Sahanlığı meselesinde Yunanistan’ın kapalı ve yarı açık deniz olan Ege’de Türkiye’nin hareket kabiliyetini zora düşürme durumu oluşmuştur. Bunun üzerine Türkiye Yunanistan’a Nota vermiştir. Ayrıca Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarma hakkı olduğunu dile getirmesi Türkiye’yi rahatsız etmiştir ve uluslararası hukuka aykırı gördüğü bu durumu savaş sebebi olabileceğini vurgulamıştır (Baskın Oran, TDP Cilt 1 Sayfa 752).

Silahlanma ve Ege Adaları:

Diğer bir konu ise adalarda silahlanma meselesidir. Rodos, İstanköy ve Limni Adalarında Yunanistan’ın silahlanması sonucunda Türkiye Yunanistan’a nota vermiştir. Buna ek olarak kayacık diye tabir edilen mikro adalarda hakimiyet kurma arzusu Yunanistan’ın tek taraflı olarak girdiği bir yarış ve derinleştirdiği ciddi bir problemdir.

Son büyük problem ise Yunanistan’ın Ege’de petrol araması ile birlikte Türkiye’yi tahrik etme amacıdır. Buna karşın TPAO’ya da arama ruhsatı verildi. Gündemi bir süre meşgul eden ve AT’ye ta üyelik başvurusunun hemen öncesinde böyle hadiselerin yaşanması manidardı. Yunanistan’ın AT’ye tam üyelikte kullanma hakkı olan veto meselesi Türkiye’nin elini kolunu bağlıyordu.

Türk-Yunan İlişkileri Gerilimler ve Yumuşamalar, 1980-2000:

1980’li yıllara gelindiğinde ise Türk-Yunan İlişkiler Yunanistan lehine sonuçlar vermeye başladı. Bunun en başlıca sebebi Yunanistan’ın bugünkü ismiyle Avrupa Birliği’ne 1981 yılında üye olmasıydı. 1950’li yılların başından beri üyesi oldukları AET Türkiye ile ilişkileri 1980 darbesi sebebi ile dondurmuştur. Bu durum aynı zamanda demokrasi, insan hakları ve siyasi haklar gibi kavramların diplomatik ve politik unsurlarca uluslararası arenada SSCB’ye karşı diplomatik üstünlük elde etmek ve SSCB’yi uluslararası arenada yalnızlaştırmak amacıyla ABD tarafından sürekli kullanılıyordu. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra da bu politika devam edecek ve Türkiye AB üyeliği konusunda hep bu açıdan problemler yaşayacaktı.

1990’ların ise güncel ve büyük sorunu Azınlık Sorunları olmuştu. Batı Trakya’daki Türkler Yunan hükümetinin milliyetçi tavrından dolayı sıkıntılar yaşamaya başlamıştı. Yugoslavya’nın 1992’te dağılmasının Balkanları şekillendireceği açıktı. Şekillenen Balkan coğrafyasında Yunanistan milliyetçi bir tavır sergiliyor ve konumunu korumak istiyordu. Bu iç ve dış politikada azınlıklara problem çıkardı.

Kıbrıs Sorunu’nun Devamı:

1990’larda Kıbrıs Sorunu tekrar gündeme geldi ve kabul gören ismi ile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB üyelik başvurusu ve Yunanistan’ın Kıbrıs Cumhuriyeti’ni koruma politikası ve beraber yürütmek istediği Ortak Savunma Doktrini ile Yunanistan AB’yi de arkasında alarak adada büyük bir güç elde etmek istiyordu. AB’yi kullanarak GKRY’nin gücünü artıracaktı. GKRY’ni kullanarak da adada hakimiyet sağlayacaktı.

Diğer bir önemli husus ise Öcalan’ın Yunanistan’da bir süre bulunduğunun kanıtlanması ve Atina Havalimanına indiğini tüm uluslararası örgütlerin ve ülkelerin kabul etmesi Yunanistan’ı sert eleştirilere maruz bıraktı. Öcalan’ın Yunanistan Kenya Büyükelçiliği’nden çıktıktan sonra havalimanında yakalanması ise Türkiye’yi Yunanistan’a karşı üstün konuma getirdi.

Türk-Yunan İlişkileri 2000’ler Ve Sonuç:

2000’lere gelindiğinde ise geçmişte iki ülke ilişkilerine dahil olmuş her konu ısınıp tekrar masalara servis edildi. Bitmek bilmeyen ve uzlaşması imkansız gibi görünen Ege, Kıbrıs ve azınlık meseleleri iki ülkenin çok uzun yıllardır içinden çıkamadığı konular haline geldi. Yunanistan’ın AB üyeliği Türkiye’ye karşı önemli bir koz elde etmesinde çok etkili oldu. Türkiye’nin bugün AB üyesi olamamasındaki en büyük etken Yunanistan’dır. Büyükelçilik düzeyinde diplomatik ilişkilerini sürdüren bu ülkeler konu ne olursa olsun stratejik davranıyorlar ve birbirlerinin zaaflarını ve iyi oldukları yanlarını çok iyi biliyorlar. Bu sebeple bir anda gerilen ortam aynı hızda yerini yumuşamaya bırakabiliyor. Kara ve deniz komşumuz olan Yunanistan Türk diplomasisinde çok önemli bir yeri işgal etmektedir.

Tarih Parkı

Tarih Parkı

Tarihte barınmış her şey..

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın