Makaleler

Kıbrıs Sorunu Nedir? Kıbrıs’ın Taksimi Nasıl Olmuştur? Enosis Nedir?

Kıbrıs Sorununun Tarihçesi& Taksim ve Enosis:

Kıbrıs Sorununun kökeni adada yaşayan Türklerin ve Rumların içerisinde bulunduğu kargaşaya ve dış müdahalelere bağlıdır. Bu sorun tarihsel bir süreç içerisinde artmış ve 20. yüzyılın ikinci yarısında daha da artmıştır ve uluslararası arenada Taksim Planı gibi kimi çözümler aranmaya başlanmıştır. Türkler taksim isterken Rumlar enosis istiyorlardır. Enosis dahil olma ve birleşme anlamını taşıyor. Bu da Kıbrıs Adası’nın Yunanistan’ bağlama isteği ve amacı anlamına geliyor. Taksim ise adanın Kuzey kısmının Türkiye’ye il olarak bağlanma düşüncesini ortaya koyuyordu.

Ada Osmanlı egemenliğine girdiğinden beri adadaki Türk nüfusu artmaya başlamış ve 1700’lerden itibaren Türk nüfusu Rum nüfusunu geçmeye başlamıştır. Adada iki millet birbirinden izole hayat yaşamış; birbirleri arasında sosyal ve ekonomik ilişkiler görülmemiştir.

Kıbrıs Adası 1571 yılında Cenevizlilerden Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliğine geçmiştir. 1878 yılında ise Kıbrıs’ın yönetimi İngiltere’ye devredilmiştir. İngiltere ise 1914 yılında adayı tamamen işgal etmiş ve adanın İngiltere’nin söz hakkında olduğu Lozan Antlaşmasıyla tanınmıştır (T.C Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs Meselesinin Tarihçesi – BM Müzakerelerinin Başlangıcı).

1920’lerden beri Yunanistan ve Kıbrıs Rumları, İngiltere ile yaptığı müzakerelerde ve görüşmelerde adanın bağımsızlığı yönünde ve İngiltere yönetiminden çıktığı takdirde adanın Yunanistan’a ilhakı konusunda ısrarda ve baskıda bulunmuşlardır. 1930’lu yıllarda ise adadaki Rumlar İngiliz yönetimine karşı isyanlarda bulunmaya başlamışlardır.

Kıbrıs Meselesinin İvme Kazanması:

Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan İkinci Dünya Savaşı zamanında da bu baskılara ve eylemlere devam etmişlerdir. Savaş sonrası Truman doktrini ve Marshall planı ile başlayan soğuk savaş periyodunun ilk yıllarında Türkiye ve Yunanistan bir süre ABD eksenindeki yerini almakla ve üniter yapılarını SSCB’ye ve komünizme karşı korumak adına stratejik davranmışlardır. Savaş sonrasında 1951 yılından itibaren Yunanistan ilhak konusunda sürdürdüğü politikaları devam ettirmiştir. Buna karşılık Türkiye de Kıbrıs’ın herhangi bir şekilde İngiltere’den ayrılması sonucunda adanın Türkiye’ye katılması düşüncesini ileri sürmüştür. 1950’ler bu anlaşmazlıklarla, tek taraflı dayatmalarla, Ya Taksim Ya Ölüm mitingleriyle, ABD ile İngiltere’nin Türkiye ve Yunanistan’la yaptığı görüşmelerle ve ne yazık ki çatışmalarla geçmiştir. Yunanistan’dan gelen Albay Grivas adada EOKA’yı (Ethniki Organosis Kyprion Agoniston – Kıbrıslıların Millî Mücadele Örgütü) kurmuştur ve 1955 ile 1958 yılları arasında 33 adet Türklerin de yaşadığı karma köyler bu terör örgütü tarafından saldırıya uğramıştır (T.C Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs Meselesinin Tarihçesi – BM Müzakerelerinin Başlangıcı). Türkler bu köylerden göçe mecbur bırakılmıştır. Bu yaşananlar Kıbrıs’ta yaşayan Türklerin örgütlenmelerine ve taksim hedefleri ölçüsünde amaçlanmalarına yol açmıştır.

III. Makarios-Mihail Hristodulu Muskos, Kıbrıs Cumhuriyeti 1. Cumhurbaşkanı 1960-1974

Yıl 1960 olduğunda Londra ve Zürih anlaşmalarının sonucu olarak Kıbrıs Cumhuriyeti İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ın garantörlüğünde kurulmuştur. Fakat çok fazla zaman geçmeden Cumhurbaşkanı Makarios Türklerin devlet kurumlarından izole edilmesine uygun adımlar gerçekleştirmeye başlamış ve Türk Cumhurbaşkanı yardımcısının veto hakkının kaldırılması hususunda önerilerde bulunmuştur T.C Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs Meselesinin Tarihçesi – BM Müzakerelerinin Başlangıcı). Rumlar 1963 yılında tekrar saldırılara başlamışlardır ve Kıbrıs Cumhuriyeti ile sağlanmak istenen barış ve huzur ortamı EOKA’nın pratikteki varlığı ile sarsıntıya uğramıştır ve Rumlar anayasayı tek taraflı olarak feshetmiştir.

Kıbrıs Barış Harekâtı:

Bülent Ecevit, Türkiye Cumhuriyeti 37. Hükümeti Başbakanı olarak Kıbrıs Barış Harekâtı’nı başlatmıştır.

1967 yılında Yunanistan’da yönetime Cunta geçince son 3 yıldır adaya yollanan Yunan askerleri Türkiye’nin diretmesi ve BM’nin gözlemci gücü sayesinde geri çekilmişlerdir. Fakat 1974 yılında EOKA lideri Nikos Sampson Cunta’nın desteği ile Cumhurbaşkanı Makarios’a darbe yapmıştır ve iktidarı ele geçirmiştir. Kıbrıs’ta yaşayan Rumların tamamı EOKA’ya destek vermemektedir. Müzakerelerin devam etmesini isteyen ve adanın Yunanistan’a bağlanmasını arzulayanlar olarak iki ayrı kanat vardır. Bunun sonucunda ise Türkiye garantör devlet sıfatıyla Kıbrıs’a 20 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs Sorununa bir nokta koymak adına barış harekâtı düzenledi. 22 Temmuz günü ise BM GK’nin 353 sayılı kararını Türkiye kabul etti ve ateşkes ilan etti. Yunanistan güdümündeki Sampson hükümeti görevini bıraktı. 24 Temmuz’da Konstantin Karamanlis hükümeti kuruldu.

Harekât sonrasında hemen Birinci Cenevre Görüşmeleri başladı. Bu süreç içerisinde ateşkese rağmen Rumlar Türk köylerine saldırmaya devam etmişti ve birçok Türkü esir almıştı. 8 Ağustos günü İkinci Cenevre Görüşmeleri başlamıştı. Türk tarafının federatif yapı teklifi Rumlar tarafından kabul görmedi. BM ve İngiltere arabuluculuğu ile gerçekleşen tüm toplantılarda Türkiye her zaman ılımlı Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar ise reddeden ve kati taraf olmuştu.

Ortadaki Turan Güneş’in Kızı Ayşe Ayata Güneş, Soldaki Turan Güneş
Cenevre Görüşmeleri sonuçsuz kalınca Turan Güneş önceden belirledikleri parolayı Ankara’ya iletir. Bu parola “Ayşe Tatile Çıksın”. Paroladaki Ayşe ise dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızı Ayşe Ayata Güneş’tir.

Ayşe Tatile Çıktı ve KKTC’ye Giden Yol:

Cenevre Görüşmelerinden bir sonuç alınamayacağı, Rumların zaman kazanarak adadaki Türk etkinliğini kırmaya çalıştığı konusunda Türk tarafı yetkilileri hemfikir olmuşlardı. 14 Ağustos gecesi toplantı bitmiş ve hemen sabahında adadaki Türk kuvvetleri harekâtın yeniden başlaması gerektiği anlamına gelen “Ayşe Tatile Çıksın” parolası ile harekete geçmiştir. Savaş sonrasında Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi kuruldu ve Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi 1975 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti kurdu. İlk Cumhurbaşkanı ise Rauf Denktaş’tır. 1983 yılında ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur ve Kıbrıs Sorununda bir hayli mesafe katedilmiştir.

KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş 1983-2005

Bugün KKTC:

KKTC 15 Kasım 1983’te kurulup bağımsızlığını ilan edince Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu bu kararı kınamıştır. Türkiye dışında KKTC’yi tanıyan ülke veya uluslararası organizasyon yoktur fakat KKTC İslam İşbirliği Teşkilatı ve Ekonomik İşbirliği teşkilatında gözlemci üyedir. Fiili olarak kabul eden ülkeler vardır: KKTC pasaportu ile Avustralya, Fransa, Pakistan, ABD ve Birleşik Krallık’a gidilebilmektedir. Uluslararası alanda KKTC Kıbrıs Cumhuriyeti’ne hukuki zeminde bağlı olarak gösterilmektedir ve Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bir bölümünü işgal etmiştir olarak kabul edilir. KKTC büyük bir ambargo altındadır ve askeri, ekonomik ve politik açıdan Türkiye’ye bağımlıdır. 2004 yılında Annan Planı ile ülkenin tekrar federatif devlet olarak birleştirilmesi ve bağımsız bir devlet olarak kalması referanduma sunulmuştu; Türk tarafı bunu kabul ederken Rum tarafı geçmişte olduğu gibi bu kararı reddetmişti.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ise 1 Mayıs 2004’ten itibaren AB üyesidir. Üye listesinde Cyprus Republic ismi yer almaktadır. AB ve BM başta olmak üzere tüm uluslararası kuruluşlar ve ülkeler Kıbrıs Cumhuriyeti’ni adadaki tek tanınan devlet olarak kabul etmektedirler.

Sonuç:

Sonuç olarak geçmişten beri gelen ırk temeline dayalı silahlı çatışmalar Rumların baskın gelmesi ve Türklerin köylerinden çıkarılması üzerine uluslararası arenada müzakere ve çözüm arayışı yolunu açmıştır. Rumlar kati bir şekilde bölgede federatif ya da ayrı bağımsız devletlerin kurulmasına karşı çıkarken Türklerinde yönetimde bulunduğu 1960’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasasını 1963’te ilga etmişlerdir. Bunun üzerine Türkiye garantör devlet olarak Kıbrıs’a Kıbrıslı Rumların içinde bulunduğu Yunan Ordusu’nun kurduğu EOKA terör örgütü faaliyetlerine son vermek ve Kıbrıslı Türklerin yardımına koşmak için harekât düzenlemiştir. Bunun üzerine vakit kazanmak için Cenevre görüşmelerini uzatan Rumlar Türkleri sıkıştırmaya ve öldürmeye devam etmişlerdir. Bunun üzerine Ayşe tatile çıkmıştır.

Bu tarihten itibaren Kıbrıslı Türklerin hiçbir şekilde Rumlardan kabul görmeyeceği ve Türklerin devlet yönetiminde pay sahibi olamayacağı anlaşılınca Kıbrıs Türkleri kendi devletini kurmuştur. Daha sonra ise KKTC ilan edilmiştir.

Tüm bu gelişen olaylara rağmen KKTC’nin hukuki durumu Türkiye tarafından işgal edilmiş Kıbrıs Cumhuriyeti’ne bağlı bir bölge statüsündedir. Bu durumun uluslararası arenada bu şekilde kalmasının en büyük sebebi ise Yunanistan bugünkü adı ile AB’ye 1981’de üye olmuştur. Uluslararası Arenadaki kabul görmüş adı ile Kıbrıs Cumhuriyeti aynı zamanda İngiliz Milletler Cemiyeti üyesidir. Bu durum AB içerisindeki güç dengelerini değiştirmiş ve Kıbrıs Meselesinin Yunanistan Lehine çözülebilmesine olanak sağlamıştır.

Diplomatik ilişkilerde ise KKTC Türkiye ve birçok Müslüman ülke için diplomatik koz olarak kullanılmaktadır. Bunun en büyük örneği ise Azerbaycan’ın KKTC’yi bağımsız bir devlet olarak tanıyamamasıdır çünkü karşılığında Karabağ ile ilgili Azerbaycan lehine çıkan 4 BM GK kararının tehlikeye düşmesinden endişe etmektedir.

Tarih Parkı

Tarih Parkı

Tarihte barınmış her şey..

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın