Makaleler

İSRAİL DEVLETİ NASIL KURULDU? SÜREÇ NASIL GELİŞTİ? İSRAİL DEVLETİ İÇERİSİNDEKİ DİNAMİKLER NEDİR? SİYASAL YAPI NASIL İŞLİYOR? KISA BİR SÜREDE NASIL BÖLGESEL GÜÇ OLDULAR?

Basel 1. Siyonist Kongresi

Bir süredir Arap-İsrail Savaşları hakkında yazıyordum ve bunun son aşamasına geldik. Serinin başlangıcında İsrail Devleti’nin kuruluşu ile ilgili genel bir bilgi vermiştim. Fakat bu serinin kapanış yazısında bu genel bilginin yanında başlıkta sorduğum soruların cevaplarını olabildiğinde vermeye çalışacağım. Arap İsrail Savaşlarının tarihini, gelişimini ve sürecin nasıl işlediğini sebep sonuç ilişkisi içerisinde bilmemiz gerçekten çok güzel. Bunun yanında ise İsrail Devleti’nin iç dinamiklerinin ve davranışsal yöntemlerini analiz edebilirsek çok daha iyi bir bilgi birikimi elde etmiş olabilir.

Bunu yaparken Bir Başka Açıdan İsrail Kitabı’nı da kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum. Çok ucuz fiyatlara edinebilirsiniz ve okumanızı gerçekleştirebilirsiniz. Yazılarımı yazarken bana en çok yardımcı olan kaynaklardan birinin de bu kitap olduğunu söylemeliyim.

Öncelikle İsrail Devleti’nin kuruluşuna giden süreçte Theodor Herzl’in konumunu anlatmak ve Siyonist Kongre’nin, Yahudi Cemiyeti’nin kuruluşunun bu sürece olan etkilerinden bahsetmek istiyorum.

Theodor Herzl

1800’ler ile beraber Yahudiler Avrupa’nın zengin sınıfı içerisinde yer almaya başlamışlardır. Tüccarlıktan ve zanaatkarlıktan başka bir uğraşlara izin verilmediği için yaptıkları işte ustalaşmak ve en iyisi olmaktan başka çareleri yoktu. Bununla beraber her geçen artan antisemitizm ile Yahudiler Avrupa’nın farklı ülkelerinde aynı muameleyi görüyorlardı ve bu durum Avrupa’daki Yahudileri Birinci Siyonist Kongre’ye götüren en önemli etkenlerden biri oldu. Siyonizm ise bu Yahudi karşıtlığına bir direnç olarak ortaya çıkmıştır adını ise Sion tepesinden almıştır.

Yahudiler gördükleri bu muamele karşısında hangi ülkenin vatandaşı olurlarsa olsunlar özgür ve rahat bir hayat yaşayamayacaklarını anlamışlardır ve Yahudi Devleti kurma amacını taşımaya başlamışlardır. Antisemitizm’e karşı bir tepki olarak doğan Siyonizm’i ideolojileştiren ve Yahudileri örgütlü harekete teşvik eden kişi ise Theodor Herzl’dir. Herzl 1896’da Yahudi Devleti adında bir kitapçık yayınlamıştır ve 1897’de Basel’de ilk Siyonist Kongre toplanmıştır. Kongre sonunda ise Dünya Siyonist Örgütü, Yahudi Cemiyeti ve cemiyete bağlı bir şirket kurulmuştur. Şirketin amacı dünyadaki tüm Yahudileri örgütlemek ve kurulacak olan Yahudi Devleti’ne göçlerini sağlıklı bir şekilde sağlamaktı.

Farklı coğrafyalar üzerinde Yahudi Devleti kurma fikirleri olan Yahudiler Arjantin’i Filistin’i ve Uganda’yı düşündüler. Fakat 1905 yılındaki ihtilal girişiminin ardından Yahudilere karşı çok daha baskıcı ve katı hareket etmeye başlayan Rusya Yahudileri sistematik olarak göçe zorlamıştır. Filistin topraklarına 1900’lerin başında yoğun göçe başlayan Rusya Yahudileri olmuştur.

Devam eden süreçte ise Birinci Dünya Savaşı’nda sonra Milletler Cemiyeti’nin Filistin topraklarını İngiliz Mandasına bırakması ile İngiltere bu topraklarda söz hakkı elde etmiştir. Eş zamanlı olarak dünyaca ünlü olan Balfour Deklarasyonu’nu ve İngiliz Dışişleri Bakanı Balfaour’un Filistin’de bir Yahudi Devleti kurulması için ellerinden geleni yapacağına dair Lord Rotschild’e bir mektupla teminat vermiştir.

Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı kitabında o dönemin Filistin topraklarına yaptığı seyahatler neticesinde bazı gözlemlerini okuma fırsatı buluyoruz. Bu seyahetlerde Atay’ın gördüğü bölgede Yahudi Devleti kurulmadan önce Yahudiler ile Araplar arasında muazzam bir eşitsizliğin olduğunu, Arapların örgütlenmede yetersiz ve kendilerine verilene kanaat ettiklerini; Yahudilerin refah içerisinde yaşadıklarını ve Arapların ise Bu zengin Yahudilere hizmet ettiklerini gözlemlemiştir.

1914’te 37 bin olan Yahudi Nüfusu 1939’da 450 bin olmuştur. Artık yeterince örgütleniş bir halk olan Yahudiler kendi askeri örgütlerini (Hagana) kurmuşlardır ve BM’nin Filistin topraklarını Filistinliler ve Yahudiler arasında bölmesi ile de Yahudiler yıllardır çalıştıkları ve amaçladıkları gayeyi elde etmişlerdi. Araplara göre olmasa da BM’ye göre Yahudiler artık o bölgenin meşru bir halkıydı ve kendi devletlerini kuracaklardı.

14 Mayıs 1948’de İsrail Devleti kurulmuştur ve 15 Mayıs 1948’de Arap İsrail Savaşları başlamıştır. Çeşitli savaşlara rağmen Arap devletleri İsrail karşısında net bir başarı elde edememiştir sadece bir parti ve milis kuvvetleri olan Hizbullah İsrail’e karşı durabilmiştir.

Hiçbir zaman savaşsız bir dönem geçirmeye İsrail kurulduğu andan itibaren ABD’nin her alanda fonladığı bir ülke olmuştur. Yatırımlarını ise askeri savunma sanayi, haberleşme, elektronik ve diğer teknolojik alanlarda Ar-Ge çalışmalarına yapmıştır. Buna hem kaynak hem insan gücünü ayırarak yatırımlarını sürdürmüş ve bugün dünyanın önde gelen silah endüstrisine ve teknolojisine sahip olmuştur. Hava savunma sistemleri olan Demir Kubbe ise bunun örneklerinden sadece bir tanesidir.

En büyük ticaret hacimleri ABD, İngiltere, Almanya ve Belçika olan İsrail bunun dışında ticaret hacmi yüzde 1’in altında olan ülkelerle toplam ticaret hacmi ise %45’tir. Bu dünyadaki her iki ülkeden biri ile ticaret ilişkisini sürdürdüğü ve yönettiği anlamına geliyor.

İsrail Arap devletleri tarafından her fırsatta sıkıştırılmış bir ülke olarak bölgedeki güvenliğini ve devamlılığını sağlamak adına uluslararası ilişkilerde güçlü bir konumda olmaya çalışmıştır. Bunu yaparken de hem coğrafi olarak hem de 3. dünya ülkeleri olmaları sebebiyle Orta Asya ve Kafkasya ülkeleri ile yakın ilişkiler geliştirmeye çalışmıştır. Yılmaz Tezkan’a göre ise bu durum Rusya’nın da tercih edeceği bir durum olabilir çünkü Türkiye ile organik bağı ve yakınlığı olan Orta Asya ülkelerinin İsrail ile daha yakın temasta olması Türkiye’nin Rusya için daha az tehdit olacağına işaret eder. Aynı diplomatik ilişkiler ve ticaret hacimleri Türkiye ile İsrail için farklı sonuçlar doğurur Orta Asya’da. Kaldı ki Türkiye’nin Orta Asya’ya İsrail kadar yatırım yapabilme imkânı da bulunmamaktadır. İsrail gerektiğinde İsrail dışındaki Yahudi sermayesini bu bölgelere yönlendirebilmektedir (Yılmaz Tezkan sayfa 35)

İsrail’in iç yapısı ile ilgili de şunu söyleyerek başlamak gerek. İlk olarak İsrail Devleti’nin kuruluşu laik temeller üzerine inşa edilmiştir. Kaldı ki Herzl’in Yahudi Devleti tezinde laik ve demokratik bir devletten bahsedilir. Avrupa Yahudileri için Yahudilik bir milleti ifade eder. Bunun yanında Orta Doğu Yahudileri ise radikal dincilerdir. Yılmaz Tezkan’ın hazırladığı kitaptan öğrendiğim veriye göre İsraih halkının 5’te 1’i aşırı dindar, 5’te 1’i dinden uzak 5’te 3’ü ise dini bayramlarda ve şenliklerde vecibeleri yerine getiriyor.

Partiler arası dengelere bakacak olursa ülkenin en büyük iki partisi Likud ve İşçi Partisi. Ama bunun yanında Ortodoks Yahudilerin kurduğu radikal dinci partiler de var. Her koalisyon içinde elbette bir Radikal dinci parti olduğu saptanmıştır. Arap halklarının kurduğu partiler de vardır fakat azınlığa hitap etmektedir. Seçim barajı ise %3.25’tir. Likud bir merkez sağ partisidir. Siyonist bir ideoloji ile hareket eder ve Irgun partisinin devamıdır. Netanyahu partinin genel başkanıdır. Şu an Knesset’te yani İsrail Meclisi’nde 14 parti vardır. Bunların 8’i hükümeti Likud önderliğinde oluşturmuştur. Geriye kalan 6’sı ise muhalefettir. D’hondt Sistemi uygulanır; yani seçmenin verdiği oylar en yakın derecede meclisteki koltuk dağılımında karşılığını bulur.

Likud Genel Başkanı ve Başbakan, Binyamin Netanyahu

Seçmenlerin oy verme davranışı ise beklendiğinden farklıdır. Bu farklılığın en temelinde güvenlik endişesi vardır. Ardında ise ekonomik istikrar gelmektedir. İsrail halkı emperyalist amaçlar ile partilerin iktidara gelmesini değil, güvenliği sağlayacak en uygun partilerin iş başına gelmesini istiyor. Kimi zaman İşçi Partisi kimi Zaman Likud iş başına gelmiştir. Partilerin söylemleri ve üslupları farklı olsa da pratikte her zaman aynı politikaları izlemişlerdir.

Dini kurallar resmi bir şekilde devlet yönetiminde etkili olmasa da siyasi yetkililerin tutumları ve davranışları; Yahudiliğin bir halk ve din sıfatı olması; Ülke içerisinde 5’te 1’lik kısmın aşırı dindar olup siyasi otorite üzerinde etki kurabilmesi gibi durumlar Yahudi Devleti’ni laik devlet ile şeriat devleti arasında bir çizgide tutmaktadır. Bu kanunların işleyişi ve türü ile ilgili olmasa da devlet politikasının ve stratejisinin oluşturulmasında dini ve geleneksel öğretiler çok etkili olmuştur.

Kısaca İsrail halkı kendi içerisinde hem etnik, hem dinsel, hem sosyolojik hem de siyasal açıdan farklılıklar vardır. Bu farklılıkları Musevilik gerektiğinde tek çatı altında toplayabilmektedir. Dışarıya karşı ise en önemli mesele güvenliği sağlamaktır. Devamında ise ekonomik refah insanlar için çok önemlidir.

Kaynak: 24NewsEnglish, The Likud Party: Understanding Its History and Longevity

Tarih Parkı

Tarih Parkı

Tarihte barınmış her şey..

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın