Makaleler

ARAP-İSRAİL SAVAŞLARI: 1973 YOM KİPPUR SAVAŞI PART-3

Kaybedilen Topraklar İçin Son Bir Deneme..

1973 Ekim’de Mısır ve Suriye’nin İsrail’e saldırması üzerinde Yom Kippur Savaşı başlamıştır. Su Araplar ile İsrail arasındaki son savaştır. 6 Gün Savaşı’ndan kaybedilen toprakları geri almak amacıyla İsrail’e saldıran Arap Devletleri diğer Arap devletlerinin ekonomik ve diplomatik güçlerini arkalarına almışlardır. Aynı Zamanda SSCB de destek veren ülkeler arasındadır.

Yom Kippur Yahudilerin en kutsal günüdür ve bayramıdır. Savaş da o gün yani 6 Ekim günü Suriye’nin İsrail’e saldırmasıyla başlamıştır. Mısır 20 günlük savaşın ortasında kendisine gelen saldırıyı püskürtmüş ve savaşta üstünlüğü ele geçirmişti. Savaşın sonu BM’nin ateşkes kararı ile olmuştur fakat İsrail karara uymayınca Sovyetler Birliği’nin bölgeye asker göndermesi ve BM Barış Gücü’nün bölgeye gelmesi ise savaş durmuştur. Savaştan sonra OAPEC İsrail’i destekleyen tüm ülkelere petrol ambargosu uygulamıştır.

1970 yılında Cemal Abdül Nasır’ın ölümü de Arap devletleri arasında psikolojik ve gerilemeye sebep olmuştur. 1948 yılından beri süren savaşların etkisiyle yorulan ekonomiler artık yeni bir savaşı da kaldırabilecek miydi kimse emin değildi. Fakat Sina Yarımadası’nın 6 Gün Savaşı’nda İsrail’in eline geçmesi Mısır’ı Yom Kippur Savaşı içerisinde otomatik olarak konumlandırmıştır. Savaş’ta Arap Devletleri tekrar bir başarısızlık ile evlerine dönmüşlerdir. Sina Yarımadası ise 1979 yılında, Mısır ile İsrail arasında imzalanan 1978 Camp David Sözleşmesi ile, Mısır’a geri verilmiştir. Bu ada kömür, petrol ve manganez kaynakları açısından çok önemlidir ve Arap Yarımadası ile Afrika’yı birbirine bağlayan bir stratejik önemi de vardır.

Camp David anlaşması ile Mısır-İsrail İlişkileri normale dönmüştür. Ekonomik ve diplomatik temaslar her geçen gün artmakla beraber normalleşme süreci hızlanmıştır. 1978 yılında Nobel Barış Ödülü’ne Enver Sedat ve Menahem Begin yani Mısır Cumhurbaşkanı ve İsrail Başbakanı beraber almışlardır.

Bununla beraber Mısır İsrail’i tanıyan ilk Arap ülkesi olmuştur. Bu durum aynı zamanda Müslüman devletler arasında Türkiye’nin yıllardır çektiği bir sıkıntı olan Türkiye-İsrail ilişkilerinden dolayı aldığı eleştirilerin hafiflemesine yardımcı olmuştur.

Bu anlaşmanın çeşitli maddeleri ile ABD İsrail’in bölgedeki güvenliği koruyacağını ve koruması için elinde geleni yapacağını garanti ediyordu.

6 Gün Savaşı’nda İsrail’in işgal ettiği Golan Tepeleri ile ilgili bir karara varılmamıştır çünkü bu bir Suriye-İsrail problemidir. Golan Tepeleri halen İsrail İşgali altındadır. Golan Tepeleri’nin hem su kaynakları, hem askeri strateji hem de dini açıdan İsrail için önemi büyüktür. Bu sebeple bölgeden asla vazgeçmemektedir. Golan Tepeleri Şam’a 60 kilometre uzaklıktadır.

Lübnan İç Savaşı:

Lübnan iç savaşının temeli ülkedeki artan Müslüman nüfus ile Hristiyanlar arasındaki sürtüşme ve yarıştır. Arap-İsrail Savaşları’nın çok konuşulmayan fakat ancak Lübnan İç Savaşı ile dile getirilen diğer bir problemi de Filistinlilerin Lübnan’a göçüdür. Bu göç Lübnan’da demografik yapıyı bozmaya başlamıştır. Artan Müslüman oranı ile Müslüman ülke yönetiminde en az Hristiyanlar kadar hakları olduğunu iddia etmişlerdir ve siyasal boyutta mücadele etmeye başlamışlardır.

1960’larda ülkenin çoğunluğunun Hristiyan olduğu kabul edilmiştir ve yasallaştırılmıştır. Bu durum azınlıkların tepkisine sebep olmuştur.

Ekim 1976 Riyad toplantısı ile Lübnan’daki iç savaşın bitmesi ve durdurulması için önlemler kararlaştırılmıştır fakat savaş 1990’a kadar sürmüştür. Ülkedeki aşırı sağcı Hristiyan grup Falanjist Partisi çatısı altında milislerini oluşturmuşlardı. İsrail, Bulgaristan ve Belçika gibi ülkelerden silah alımı yapılıyor ve Müslümanlara ve diğer azınlıklara karşı kullanılıyordu.

İsrail’e karşı ülkedeki sol gruplar ve mezhep farketmeksizin tüm İslamcı gruplar birleşmiştir. Hizbullah Örgütü’nün doğuşu da bu iç savaş dönemine denk gelir. İran ve Suriye çok etkilidir. Bunun yanında Irak’tan destek gören Sünni gruplar ve Suriye’den destek gören Dürziler de İsrail’e karşı savaşmışlardır. 1982 yılında İsrail’in Falanjistlerin yanında durarak Lübnan’ı işgal etmesinin tek amacı FKÖ militanlarının Lübnan’dan çıkartmak ve İslam direnişini ülkede kırmaktı. Bu savaşta Filistin mülteci kamplarını basarak 3000’e yakın insanı öldürmüştür. Sabra ve Şatilla Katliamı olarak tarihe geçen bu olayda İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron’un etkisi ve desteği vardır. Lübnan Arap Devletleri ile İsrail arasında bir vekalet savaşına dönüşmüştür. Suriye, Irak, İran, Libya Lübnan’daki birçok Falanjist karşıtı grubu desteklemiştir ve dolayısıyla İsrail’in bölgedeki politikasına karşı bir hamlede bulunmuştur.

Arap Birliği’nin yoğun ilgisi ve baskısı ile Suriye’nin yaptığı operasyonlar neticesinde Lübnan’daki Hristiyan baskı bir nebze kırıldı.

Arap-İsrail Savaşlarının sonuncusu olarak nitelendirilen Yom Kippur’dan sonra dahi sular durulmamıştır ve İsrail bölgedeki bazen saldırgan bazen diplomatik tavrıyla kendisini bölgesel bir güç olarak konumlandırmaya devam etmiştir. ABD’nin Camp David’de şartsız koşulsuz İsrail’i destekleyeceğine söz vermesi de çok büyük bir avantaja dönüşmüştü ABD için.

Anadolu Ajansı

İsrail’in bundan sonraki yoğunluğu Gazze ve Filistin meseleri olacaktı.

Tarih Parkı

Tarih Parkı

Tarihte barınmış her şey..

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın