Makaleler

Sovyetler Birliği Nasıl ve Ne Zaman Kuruldu? Part-2

Sovyetler Birliği ve Devrimden Diktatörlüğe

Bu kısımda odaklanacağımız dört ana husus vardır. Birincisi Josef Stalin ikincisi Kalkınma Planlarıdır üçüncüsü Stalin’in dış politikası ve dördüncüsü ise Stalin’in diktatörlüğünü nasıl inşa ettiğidir. Lenin sonrası kontrolü tamamen eline alıp büyük bir temizlik hareketine başlayan Stalin bürokratik bir yönetimi inşa edip onun etrafında Sovyetler Birliği diktatörü olarak SSCB’yi yönetmiştir. Bu kısımda Stalin’in ölümüne kadar Sovyetler Birliği’nin en önemli noktalarından bahsedeceğiz.

Josef Stalin Kimdir?

1922 ile 1953 yılları arasında Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin genel sekreteri ve Sovyetler Birliği Lideridir. Lenin’in ölümünden sonra devlet içerisindeki otoritesini ve kontrolünü daha da arttırmıştır. Sanayi ve askeri alanda büyük sıçramalar olmuştur; bununla beraber milyonlarca insanın kamplarda ölmesinin sorumlusudur. Stalin Komintern’i kullanarak Avrupa’da işçi hareketlerinin yaygınlaşmasını sağlamıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan ise zafer ile ayrılan Stalin savaş sonrası nükleer silah geliştirmiş ve 1953’te ölmüştür.

Sovyetler Birliği ve Ekonomi Politikaları:

Kalkınma Planları Sovyetler Birliği’nin temel ekonomik politikalarıdır ve 5’er yıllık tasarlanmıştır. Her plan dönemim gerekliliklerine göre tasarlanır ve ona uygun olarak gerçekleştirebilecek politikalar belirli bir dahilinde uygulanırdı.

Birinci 5 yıllık plan (1928-1932) başlamadan önce sanayide toparlanmalar ve büyüme gerçekleşmişti. Planın böyle bir altyapı ile başlaması Sovyetler Birliği açısından çok iyi olacaktı. Bu planın hitap ettiği iki ana unsur tarımda ve sanayide kalkınmaydı. Düşünün bir kere; beş yıldan az bir sürede sınai üretim hacmi ikiye katlandı. Ürünlerin büyük bir kısmı sıfırdan üretildi; sanayi yeni teknik ve aletlerle donatılıp denetim altına alındı (Gennadi Zuganov, 2010). Tarımsal büyümenin temelinde kuvvetli bir örgütlenme ve sanayinin tarımsal faaliyetleri kolaylaştıracak etkisi vardır. Traktör üretimi ve ziraat mühendisliğindeki gelişmeler tarımda hedeflenen ivmeyi plan içerisinde yakalanmıştır. Bu dönemde kolektif çiftlikler oluşturulmuş ve adı Kolhoz’dur. Devlet çifliklerinin adı ise Solkhoz’dur. Devlet çiftlikleri kolektif çiftliklerden daha pasif ve daha az yararlıdır.

İkinci beş yıllık plan (1933-1937 da birincisini takip eden fakat öngörülen savaşa hazırlığın esgeçilmediği bir plandı. Otomobil, traktör ve motor fabrikaları kurulmuş olup sanayinin büyümesine çok önem verilmişti (Gennadi Zuganov, 2010). Üçüncü plan (1938-1942) ise savaşın başlaması sebebi ile tam anlamıyla gerçekleştirilememiş bir plandır fakat diğer ülkeler ile kıyaslandığında konumundan bir şey kaybetmemiştir.

Stalin Dönemi Dış Politika ve İkinci Dünya Savaşı: Stalin dönemi dış politikasını İkinci Dünya Savaşı’dan öncesi ve sonraki dönemler olarak ikiye ayırıyorum. Birinci kalkınma planının son zamanına kadar Stalin dış politikası Komintern’in kuruluş amaçlarından sapmayan bir dış politikaydı. Ne var ki ideolojik tutum da bir yere kadar sürdü ve Avrupa’daki liberal ve sosyal demokrat örgütlerle de temasa geçildi. İngiltere ve Fransa gibi Bolşeviklere düşman ve çarlık rejimini geri getirmeyi hedeflemiş ülkeler ile diplomatik anlamda anlaşmalar yapmıştır. Hatta Almanya ile saldırmazlık anlaşması yapılmıştır fakat Hitler’in Rusya’ya saldırmasıyla bu anlaşma da bozulmuştur ve İkinci Dünya Savaşı başlamıştır.

Sovyetler Birliği Dış Politikası:

Stalin’in dış politikasının birbirine zıt iki ana maddesi vardır. Bunlardan biri Avrupa solunu parçalaması ve komünistleri sosyal demokratlara bile düşman hale sokmasıydı. Bu durum Komünist Partilerin lider konumundaki Alman komünist partisinin Hitler karşısında zayıflamasına sebep oldu. Hemen ardından, Avrupa’da faşizmin yükselişi ile Stalin yeni bir dünya savaşını öngördüğünde dolayı sadece sol gruplar ile değil liberal gruplar ve Batı Avrupa devletlerinin hükümetleri ile de ikili diyaloglar kurmuştur ve ikili saldırmazlık anlaşmaları yapmıştır. Neyse ki, Hitler neredeyse tüm Avrupa’nın düşmanı olduğu için Birinci Dünya Savaşı’nın ardında düşman olan komünizm şimdi ise batının müttefiki konumundaydı.

İç Politika:

Yoğun bir ekonomik kalkınmanın yanında yoğun bir tasfiye vardı. Stalin bir yandan ekonomiyi kalkındırırken parti içerisinde kendisine karşı duran ne kadar devrimci varsa hepsini ya tasfiye etmiştir ya da öldürmüştür. Böylelikle devlet parti; parti ise Stalin olmuştu. Bunun dışında Lenin Rus Milliyetçiliğini Sovyet milliyetçiliği önündeki en büyük tehdit olarak görürken Stalin hem söylemlerinde hem de pratiğinde Rus milliyetçiliğini göklere çıkarıyordu.

İkinci Dünya Savaşı Sonrası Dış Politika:

1945 sonrası dünya tarihi ve uluslararası ilişkilerin birinci odak noktası soğuk savaştır. Diğer bir sözle ideolojik savaştır. Komünizm ile Kapitalizmi savunanlar arasındaki sistem savaşıdır, ekonomik düzen savaşıdır. Bir tarafta yüzde yüz devlet ekonomisi diğer tarafta devletin neredeyse tamamen elini çektiği serbest piyasa vardı.

Şimdi gelelim Stalin’in 1945 ile 1953 arası dış politikasına. Savaş sonrası Doğu Avrupa’da birçok komünist iktidarın kurulmasını sağlanmıştır. Savaş sonrası ABD, Avrupa’yı Sovyetler Birliğine karşı ve dünya pazarında aktif rol oynayabilmesi için fonlamıştır. Buna karşılık Sovyetler Birliği ise COMECON’u kurarak sosyalist ülkeler arasındaki ticaret canlandırmaya çalışmıştır.

Yani düzeni bozmak isteyen büyük tehdit Hitler’e karşı beraber hareket edildikten sonra sistemlerin savaşı kaldığı yerden tekrar devam etti. Burada üzerinde durmamız gereken diğer bir husus da Türkiye meselesidir. Eğer Stalin Türkiye üzerinde toprak ve boğazlar hususunda hak iddia etmeseydi Truman’ın savaş sonrası Sovyetler Birliği’ne karşı bu kadar erken cephe alması imkânsızdı. Truman savaş sonrası Türkiye’yi Sovyetler Birliği’ne karşı çok yalnız bırakmıştı ve toprak iddia etme sorununu Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki bir mesele olarak değerlendirmişti.

Dönemi kendi dinamikleri içerisinde değerlendirmek gerekirse beraber savaş katılıp beraber kazandıktan sonra iki müttefikin tekrar düşman olması için bir buçuk sene çok ama çok kısa bir süre; ama Türkiye’nin tek başına diplomatik olarak Sovyetler Birliği ile mücadele etmesi için çok uzun bir süreydi. İsmet İnönü ise Truman’ı Türkiye’nin stratejik önemi hakkında erken ikna etmiştir ve ABD’nin Türkiye’nin stratejik konumuna verdiği önem Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bile azalmamıştır. Lenin döneminde Türkiye’ye verilen sözler Stalin döneminde sözlü olarak askıya alınmış olsa da Stalin’den sonra Sovyetler Birliği’nin Türkiye’nin toprak bütünlüğüne karşı sözlü bir saldırı olmamıştır.

Stalin’e Yöneltilen Eleştiriler:

Dış politika açısından Stalin’e yöneltilen en büyük eleştiri şudur: Neil Faulkner, Stalin’in Avrupa’daki sol çatıyı dağıtarak komünistler ile ılımlı komünistler ve sosyal demokratlar arasına mesafe koyması özellikle Almanya’daki sol grupları zayıflatmış ve Hitler’in yükselişindeki ivme bu sebeple artış göstermiştir. Bu, Stalin’in yalıtılmış tek ülkede sosyalizm amacının bir sonucuydu. Fakat İkinci Dünya Savaşı’nın sinyalleri geldikçe Stalin, bırakın sosyal demokratları batı kapitalist ülkelerin hükümetleriyle bile iş birliklerine varmıştır.

1923 yılının Politbüro üyelerinin 9 tanesinden Stalin dahil olmak üzere sadece 3 tanesi yaşamına devam etmiştir. Birinci kalkınma planından hemen sonra ise dev tasfiyeler başlamıştı ve Bolşevik devriminin neredeyse tüm öncü kadrosu tasfiye edilmişti ve öldürülmüştü. Parti-devlet anlayışı ve devlet bürokrasisi Stalin ile birlikte ortaya çıktı ve tüm aykırı düşünceler susturuldu. Troçki ise bu dönemde çok büyük bedeller ödemiştir. Troçki ile Stalin en büyük fikir ayrılıklarından biri ise Stalin’in tek ülkede sosyalizm tezini savunmasıydı. Troçki’nin devrimci geçmişi ve sosyalist bir düzen için yaptıklarına karşın, politik hayatını devam ettirmek uğruna her cana kıyan Stalin Troçki’yi öldürtmüştür.

Stalin fikri açıdan kendisine karşı gördüğü her ferdi çalışma kamplarına gönderiyordu. Öyle ki yapımı çok zor olan tehlikeli inşaatların ve ağır sanayinin tamamlanıp işletime açılması çalışma kamplarındaki işçilerin ağır şartlarda çalıştırılması ile başarılmıştır. Stalin’in diktatörlüğü öyle bir karanlık dönemi yaşattı ki ölen ve kaybolan insanların sayısı 3 ile 20 milyon gibi devasa bir aralıkla ifade edilebiliyor ancak. Ölenin ve kaybolanın kaydının tutulmadığı, insan canının politik diktatörlüğün emellerine hizmet için kullanıldığı bir dönem; Lenin döneminde uygulanmaya çalışılan ideallerin ve hedeflerin görünürde devam ettiği fakat perde arkasında oligarşik bir yapılanma ile tüm sinir mekanizmalarının tek adama bağlandığı, hürriyetten ve düşünce özgürlüğünden uzak bir devlet ve bir toplum ile karşı karşıyayız.

Sonuç:

Devrim kendi çocuklarını yemeye devam etti. Yalnız bu sefer politik hırslar daha çok devredeydi. Ekonomik kalkınmanın yanında sosyal refah hala zayıflığını koruyordu. NEP dönemi ekonomik politika değişikliği ile devrim esnasında yok edilmeye çalışılan sınıflar tekrar güçlenmişti. Savaş sebebi ile rejimsel prensiplerin yıkılması yönetimde de karakteristik değişiklikler getirmişti. Stalin ise hem bu sınıfları hem de eski Bolşevikleri aynı esnada yok ederek bir bürokratik sınıfı doğurdu. Stalin diktatörlüğü ise 1953 yılında yani ölümüne kadar aynı etkisiyle devam etti.

Tarih Parkı

Yaralandığım ve tavsiyede bulunduğum kaynaklar:

Gerçekler ve Rakamlarla Stalin Dönemi*

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/181095

Neill Faulkner – Marksist Dünya Tarihi ( İncelemesini en kısa zamanda paylaşacağım)

Tarih Parkı

Tarihte barınmış her şey..

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın