Makaleler

İkinci Dünya Savaşı Nedenleri ve Sonuçları

İkinci Dünya Savaşı Nedenleri ve Sonuçları

Bilindiği üzere 1939 yılında Almanya’nın Polonya’yı işgal etmesi üzerine Fransa ve İngiltere de Almanya’ya savaş ilan etmiş ve İkinci Dünya Savaşı başlamıştı. 20 yıllık kısmi barış dönemi bir savaşla patlak vermişti. Neredeyse bütün dünyanın savaşa fiziki olarak katıldığı ve milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanan Birinci Dünya Savaşı’ndan bir ders çıkarılmamış mıydı? Kaybettiklerini kazanma hırsıyla yeni bir dünya savaşını göze alan Avrupa Devletleri yarım kalmış bir hesabı kapatmak istediler. Milyonlarca insanın ölümü, açlık, kıtlık ve sefalet önemli değildi. Devletlerin kendilerince meşru ve haklı gördüğü ekonomik ve politik sebepler bir kez daha büyük bir yıkıma sebep olacaktı.

Kaynak: Anadolu Ajansı, 2018

İkinci Dünya Savaşı’nı Birinci Dünya Savaşı’ndan ayrı değerlendirmek yanlıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın sebeplerini ve 1919 ile 1939 yılları arasında yaşanılanları iyi bilmek İkinci Dünya Savaşı’nın sebeplerini bilmemize yardımcı olacaktır.

Birinci Dünya Savaşı Sonrası

Birinci Dünya Savaşı sonucunda hiçbir devlet kazançlı çıkmamıştı. Büyük bir ekonomik durgunluk başlamıştı ve bu durum Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa pazarını ayakta tutabilmesini mecbur bırakmıştı. Daha sonra 1929 Ekonomik Buhranı tüm dünyayı etkileyen diğer bir faktör olmuştu. Savaşın kaybedenleri ise zaten savaşın faturasını imzaladıkları anlaşmalar ile ağır bir şekilde ödemişti. Yani 1930’lara gelindiğinde de kimse durumundan memnun değildi. Almanya faturanın en ağır bedelini ödeyen devletti. Bu durum Almanya’nın hızlı bir şekilde ayağa kalkmasını zorunda bıraktı. Bu ağır fatura ve Almanya’nın çeşitli yollarla aşağılanması Almanya’da 1933 yılında iktidarı eline alacak olan Nasyonel Sosyalist Almanları giderek kızdırıyor ve intikam duygularını körüklüyordu. Hitler’in Büyük Alman Devleti kurmak ve saf Alman ırkını inşa etme gibi hedefleri İngiltere ve Fransa’yı tedirgin etmeye başlamıştı.

Diğer bir taraftan, Hitler Sovyet topraklarındaki petrol yataklarına göz dikmişti ve olabildiğince doğuya açılmak istiyordu. Savaşı kazanan devletler tarafında bulunan İtalya ise Birinci Dünya Savaşı’ndan kendi payına düşen toprakların adil olmadığı kanısındaydı. Gelişen İtalya sanayisi daha fazla ham madde tedariğini gerektiriyordu. İstediğini alamayan ve İngiltere ve Fransa tarafından ihanete uğrayan İtalya’da faşist milliyetçi bir akım ortaya çıktı. Daha sonra, faşist bir yönetimin daha fazla toprak, ekonomik güç kazanmak ve İtalya’yı Roma İmparatorluğu gibi bir devlet yapma ideali ve politikaları İkinci Dünya Savaşı’na giden yolun hazırlanmasında etkili olmuştur. Aynı ihaneti tekrar yaşamamak için Almanya ile yakınlaşan Mussolini önderliğindeki İtalya Mihver Devletler tarafında savaş girmiştir.

Birinci Dünya Savaşı’nda farklı taraflarda olmasına rağmen Almanya’nın ve İtalya’nın ortak özelliği savaşın sonunda hak ettiklerini düşündüklerini alamamalarının sonucunda bu ülkelerde faşist milliyetçi örgütlenmelerin başlamasıydı. Bu durum ise bu iki devleti doğal bir müttefik haline getirmişti. Japonya için de durum pek farklı değildi. Büyüyen sanayinin ihtiyaçlarını karşılamak, elde tutulan sömürgeleri korumak ve yeni sömürgeler elde etmek gibi sebepler savaşa dahil olmasında önemli sebeplerdi. Aynı zamanda Asya rekabetinde İkinci Dünya Savaşı’ndan önce yaşanan Çin-Japon savaşı ve Almanya’nın Sovyetler Birliği’ni işgal etmesi Japonya’yı Almanya yanında savaşa itmiştir.

İki Dünya Savaşı Arası

Milletler Cemiyeti 1. Dünya Savaşı’nda sonra barışı korumak için kurulmuş bir yapıydı. Fakat 20 yıllık süre içinde birçok bölgesel çatışma ve işgal yaşanmıştır. Milletler Cemiyeti’ne her devletin üye olmaması ve barışı bozan devletlere karşı yaptırım uygulanmaması bu başarısızlığın bir başka sebebidir. Sovyetler Birliği’nin Avrupa’da komünizmi yaymak istemesi ve Almanya’nın savaşın sorumlu devleti ilan edilmesi Milletler Cemiyeti’ne alınmalarına engel olmuştur. ABD için ise durum biraz daha farklıdır. Hükümet değişikliği Milletler Cemiyeti’ne üye olma planını aksamaya uğratmıştır. Milletler Cemiyeti’nin omurgasını oluşturan Fransa ve İngiltere bu süreci iyi yönetememiştir. Barış sürecinin korunması için gerekli çabayı göstermekte yetersiz kalmışlardır.

Almanya’nın bu denli radikal, faşist ve saldırgan politikalarına diplomatik ve askeri anlamda bir müdahele zamanında gelmemiştir. Bunun sebebi ise İngiltere’nin ve Fransa’nın ekonomik ve askeri açıdan çok yorgun olmasıdır. Diğer bir sebebi ise Almanya’yı Sovyetler Birliği’ne karşı komünizmin Avrupa’da yayılmasını engellemek için set görevi görmesini istemeseydi. Fakat durumlar çok hızlı bir şekilde dünya savaşına doğru gidiyordu.

Bütün bu sebepler savaşın taraflarının net bir şekilde oluşmasını sağlamıştır. Büyüyen Alman tehlikesine karşı İngiltere, Fransa bir taraftaydı ve Almanya’nın balkanları tehdit etmesiyle, Sovyetler Birliği; ve Japonların Pearl Harbour Çıkarması sonrasında ABD de Müttefiklerin yanında savaşa katılmıştır. Bir tarafta sömürge paylaşımında pay sahibi olmak ve ekonomik kazanç elde etmekte geri kalmak istemeyen İtalya, Almanya ve Japonya bir taraftaydı. Yani Birinci Dünya Savaşı ile İkinci Dünya Savaşı’nın sebeplerinin temeli aynıdır ve bu temel üzerine inşa edilmiş sebeplerin yanında farklı sebepler de doğmuştur. Ekonomi her zamanki gibi en belirleyici faktör olarak yerini korumuştur. Bu savaşın devletlere gösterdiği diğer önemli mesele ise iki savaş arasında uygulanmaya çalışılan idealist politikalardan artık vazgeçilmesi gerektiğiydi.

Devletler kendi güvenliklerini herhangi bir uluslararası örgüte gerek kalmadan sağlamanın yolunu bulmalıydı. Güçler Dengesi ve diğer realist prensipler devletlerin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra benimsediği ve dış politikalarına yön veren en önemli konuydu. Ek olarak, ABD’nin, savaşın sonunu getiren, atom bombası kullanımı yeni devrin başladığının işareti olmuştur ve devletler silahlanmaya ve öz güvenlik mekanizmalarını kurma konusunda çaba harcamaya başlamışlardır.

Savaş Sonrası Yapılanlar

Savaş sonrası atılan adımlar Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda atılan adımlara benzerdir. İlk Benzerlik Birleşmiş Milletler kurulmuştur. Birleşmiş Milletlerin kurucuları savaşın kazanan devletleri olmuştur. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin’dir. Diğer paralellik ise Almanya Birleşmiş Milletlere 1973’te üye olmuştur, İtalya 1955’te, Japonya ise 1956’da. 1945 Ekim ayında 50 ülkenin bir araya gelerek kurduğu örgüte savaşın yenik devletleri en az 10 yıl sonra üye olmuşlardır.

İkinci Dünya Savaşı bitimi soğuk savaşın başlangıcı olarak kabul edilir. 1945 ve 1947 yılları arasında savaştan galip çıkmış 2 dost ülke olarak Sovyetler Birliği’ni ve ABD’yi görebiliriz. Fakat Stalin’in Türkiye’nin doğu toprakları ve Boğazlar hususunda takındığı tavır günden güne Truman’ı rahatsız etmeye başlamıştır. Her ne kadar savaştan beraber galip çıkmış olsalar da iki devletin dostluğunu devam ettirememesi için çok güçlü bir sebep vardı. ABD’nin ve Avrupa Devletleri’nin komünizmin yayılmasından duydukları endişe bu iki süper gücün dostluğunun devam etmesini sonlandırdı. Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa’da Orta Doğu’da Balkan topraklarında ve bütün bu bölgelerin merkezinde olan ve iki boğaza sahip olan Türkiye’de güç kazanma isteği ABD tarafından endişe ile karşılanmış ve buna uygun stratejiler geliştirilmeye başlanmıştır. Devamında, 1949 yılında ABD önderliğinde NATO kurulmuştur. Sonra 1955 yılında Sovyetler Birliği önderliğinde Varşova Paktı kurulmuştur.

İkinci Dünya Savaşı Sonrası

Sovyetler Birliği dağılana kadar dünya çift kutuplu bir ideolojik soğuk savaşın seyircisi olacaktı. Kore ve Vietnam gibi yerlerdeki vekalet savaşları dışında Sovyetler Birliği ve ABD hiçbir zaman çatışma içinde bulunmamıştı. Bu savaş bir ekonomik sistem savaşıydı. Bunun yanında iki taraf da kültürel alışverişin tamamen önüne geçmeye çalışmış, insanlar Sovyet ajanı ve ABD ajanı olmakla suçlanmışlardı. Yasaklı kitap, film, gazete ve benzer materyaller bulundurmak suç haline gelmişti. Liberal İktisadi Model ile Sosyalist İktisadi Model her alanda bir savaş içindeydi. ABD, ekonomisi yeterince güçlü olmayan Avrupa Devletlerine marketi ve sanayiyi canlandırmak için; Türkiye ve Yunanistan gibi ülkelere ise yoğun askeri güçleri ve coğrafi konumları sebebi ile Sovyetler Birliği’nin yayılmacı politikasına karşı set oluşturmak için para pompalıyordu.

Kısaca, ekonomik sebeplerle başlamış olan dünya savaşları bitiminde evrime uğramış başka ekonomik sebepleri doğurdu. Bu yeni ekonomik sebepler fiziki çatışmadan olabildiğince uzak başka bir dünya savaşına sebep olmayacak bir biçimde ideolojik boyutta yoğunluk kazandı. Ekonomi, insanın toprağı ilk işleyişinden beri tarihteki her dönemde en belirleyici faktör olmuştur. İdeolojiler, fikirler veya politikalar her ne kadar farklılık gösterse de  bu politikalar her zaman ekonomik hizmeti gerçekleştirmek için uygulanmıştır.

Tarih Parkı

Tarih Parkı

Tarihte barınmış her şey..

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın